27.2.10

Aileye mektup

Bana her istediğimi verme.
Bazen yalnızca neler koparabileceğimi görmek için isterim.
Emredip durma.
Emretmek yerine tavsiye edersen daha çabuk yaparım.

Benden neler istediğine dair fikrini değiştirip durma.
Bir karar ver ve ona sadık kal.
Sözünü tut.
İyi de kötü de olsa tut.
Bir ödül söz verdiysen onu alayım.
Ceza ise vaad ettiğin, onu da uygula.

Beni başkalarıyla karşılaştırma.
Hele kardeşlerimle asla.
Benim daha iyi ve akıllı olduğumu söylersen öbürü alınır.
Kötü ve aptal olduğumu söylersen ben incinirim.

Bırak kendim başarabildiğim kadar yapayım.
Ancak bu şekilde öğrenebilirim.

Benim için herşeyi sen yaparsankendim için hiçbir şey yapmayı öğrenemem.

Hatalarımı başkasının yanında düzeltme.
Yanımızda kimse yokken anlat bana doğruları.

Bana bağırma.
O zaman benim de içimden bağırmak geliyor.
Halbuki ben bağırmak istemiyorum.
Benim önümde yalan söyleme veseni kurtarmak için yalanlarına katılmamı bekleme.
Bu sana yardım gibi gözükse deben kendimi aşağılanmış hissediyorum.

Yanlış bir iş yaptığımda bana niçin yaptığımı sorup durma.
Bazen bilmiyorumdur.

Midem ağrıyor dediğimde pek aldırma.
Hastalığım yapmak istemediğim işler veyagitmek istemediğim yerlerden kıvırtmak için numara olabilir.

Yanıldığın zaman hatanı kabul et.
Senin hakkındaki düşüncelerimi zedelemez.
Benim de hatalarımı kabul etmemi kolaylaştırır.

Bana arkadaşlarına davrandığın gibi davran.
O zaman seninle arkadaş olabiliriz.
İnsanlar akraba diye birbirlerine nazik olamaz değiller ya

17.2.10

Mandala


Mandala daire veya merkez anlamına gelir. Belirgin bir şekilde duran merkez noktası etrafına şekiller ve desenler yerleştirilmiştir. Mandala, boyama yoluyla insanı sakinliğe ulaştırır, rahatlatan bir etki yapar.

Hafif bir klasik müzik eşliğinde boyanan “Mandala” sonunda çocukların stresleriyle kolaylıkla mücadele edebildikleri, sakinlik ve soğukkanlılık kazandıkları görülmüştür.



Mandala çalışmasından sonra çocukların, grup çalışmalarında, gruba uyum sağlamalarında ve dinleme becerilerinde olumlu etkiler görülür. Ayrıca Mandala çocukların kendi yaratıcılıklarını keşfetmelerine yardımcı olurken, dikkat sürelerinin de uzamasını sağlar.




Çocuğa etkisi nedir?

Günümüzde çocuklardan bir çok şey yapmasını isteyerek onları çeşitli stres faktörüyle karşı karşıya getiriyoruz. İşte bu noktada çocuklara “Ben senin için şu an buradayım ve seninle güzel bir şeyler yapmak istiyorum” demekten daha güzel bir şey düşünülemez. Mandala boyamak çocuğu sakinliğe ulaştırır, rahatlatan bir etki yapar. Bu çalışmadan sonra grup çalışmasında, uyum sağlamada olumlu etkiler görülür. Çocukların stresi azalır, çocuklar daha uyumlu hale gelirler. Mandala çalışması dıştan içe veya içten dışa boyanır. Önemli olan sırayı bozmamaktır.


Kaynak: Önceokulöncesi

10.2.10

Aile katılım takvimi

Bu nasıl bir havadır böyle..eve gelirken sanki dışarı çıkma yasağı ilan edilmiş gibi stoklar yaptım..Yetecek kadar süt, ekmek , sigara, yine ot yine ot , patlatmak için mısır,ya tatlı krizi yaşanırsa diye çikolatalar tamamdır işte.. Yine 2 gün kapıdan dışarı çıkmak yok..Eğer ev yeterince sıcak olursa pencereden ağaçların dansını ve yağmur damlalarını izlemenin de sakıncası yok elbette..Aralık ayında çocuklar evde anneleriyle de bişeyler yapsınlar diye haber mektubu göndermiştim.Şimdi o liste burda da olucak..Belki bu uzun ve soğuk haftasonunda sıkıştırılmış bir program iyi olabilir diye düşünüyorum..1.PazartesiÇocuğunuza evinizdeki en sevdiği eşyanın ne olduğunu ve neden bununla ilgili böyle düşündüğünüzü sorunuz.2.SalıAyna oyununu oynayınız.Çocuğunuz hangi taklidi yaparsa siz de onu taklit edin.Sonra siz hareket yapın,Çocuğunuz sizi taklit etsin.3.ÇarşambaOkulda severek oynadığı oyunu size anlatmasını isteyiniz.4.PerşembeEn sevdiğiniz renkleri birbirinize söyleyiniz ve çevrenizde o renkteki nesneleri birbirinize söyleyiniz.Pembe dolap,Pembe çorap v.b. 5.CumaAile fotoğrafınızı fotokopi ile büyüttürün.8 parçalı yap-boz hazırlayın.6.CumartesiBoş bir tuvalet kağıdı rulosundan neler yapabilirsiniz? Yaptığınız çalışmaları sınıfımıza gönderiniz.7.PazarKendi çoraplarını karıştırınız ve eşlerini bulmasını isteyiniz.8.PazartesiResim tanıma oyunu oynayınız.Farklı zamanlarda ve mekanlarda çekilen farklı resimleri masaya koyun.Tanımladığınız ipuçlarından yararlanarak doğru fotoğrafı bulmasını isteyiniz.(Ananenin kucağında oturduğun resim v.b.) 9.SalıBoş bir karton kutunun kenarlarına mandal takma ve sökme oyunu oynayınız. 10.ÇarşambaTutuğunuz takımın bayrağını ,posterini yada formasını alınız.Bir gruba ait olma sosyal ve duygusal gereksinimdir.11.PerşembeÇocuğunuzla birlikte bir kukla yapınız. Kuklalar çocukların hayal dünyasını yansıtır, dil becerilerini geliştirir. 12.CumaÜfleyerek neleri hareket ettirebiliriz? Oyununu oynayınız. Bu deneyim nesnelerin özelliklerini , nefes alıp vermeyi,dolayısıyla havayı keşfetmek için eğlenceli bir deneyimdir. 13.CumartesiDeğişik özelliklerdeki kağıtlara dikkatini çekiniz.(peçete,a4, alüminyum folyo,karton,tuvalet kağıdı, yağlı kağıt v.b.) 14.PazarÇocuğunuzla birlikte kek yapınız15.PazartesiKeseme şekeri ezerek toz şeker haline getirmesine izin veriniz.toz ve kesme şekerin tadı hakkında konuşun.16.Salı Çocuğunuza bir adet kumbara alınız.Tutumlu olmayı öğrenmesi için iyi bir deneyim olur.17.Çarşamba Çocuğunuzdan evdeki ağır olan nesnelerin adlarını saymasını isteyiniz. 18.Perşembe Çocuğunuzla birlikte değişik madeni paraları beyaz kağıdın altına koyunuz.Kağıdın üzerinden kurşun kalemi sürtünüz ve paraların izlerini çıkartınız.19.Cuma Çocuğunuzla birlikte bir kedi çiziniz.Çizdiğiniz kediye bir isim bulunuz e kedinin neye ihtiyacı olduğunu söyleyiniz. 20.Cumartesi Çocuğunuzla gece gökyüzünü seyrediniz ve gökyüzünde gördükleriniz hakkında sohbet ediniz.21.PazarÇocuğunuz ile birlikte kahvaltı sofrasını hazırlayınız22.PazartesiÇocuğunuza hediye bir büyüteç alınız.Bu hediyeniz çevreyi keşfetmesi için iyi bir fırsat olacaktır.23.Salı Evdeki zamanı gösteren araçları bulup inceleyiniz.Ne işe yaradıkları hakkında konuşunuz.24.Çarşamba Kutunun içine bir şey saklayınız ve sesini dinleyerek ne olduğunu tahmin etmesini isteyiniz.25.Perşembe Sence buradan mutfak kapısına kadar ,televizyonun önüne kadar v.b. kaç adımda gidebiliriz? Gibi tahmin sorusu sorun ve hedefe ulaşmak üzere adımları sayma oyunu oynayınız. 26.Cuma Bir kavanozun içine su ve suyun içine de patates koyunuz.Patatesin kök salmasını gözlemlemek için bekleyiniz. 27.Cumartesi Eldivenli ve eldivensiz el ile dokunmak arasındaki farkı ayırt edebilmesi için çocuğunuzun aynı anda ; aynı iki şeyi tutmasını sağlayınız.28.PazarSiyah fon kartonunun üzerine artık malzemeler (kumaş,pamuk,düğme ,pul v.b.) kullanarak kardan adam yapınız ve okula gönderiniz29.PazartesiÇocuğunuzla yeni yılla ilgili beklentileri hakkında konuşunuz.Artık materyaller kullanarak takvim yapınız ve okula gönderiniz.30.SalıOkulumuzu süslemek için, okula yeni yıl süsleri getirir misiniz?31.Çarşamba Evinizde duyu organları ile algılayabileceğiniz nesneleri bulunuz.

Çocukta psikosoyal bilişsel gelişim

PSİKOLOJİK GELİŞİMEricsonun gelişim evrelerini daha çok önemsiyorum ben. Bakalım neymiş bunlar.1.Evre: “bana ne verildiyse ben oyum”GÜVENE KARŞI GÜVENSİZLİK :Bu dönem,doğumdan bir yaşına kadar sürer.Bu dönemde bebekler, çevresindeki dünyaya güvenip güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler.Yaşamın ilk yılında çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması,büyük ölçüde anne yada onun yerine geçen yetişkine bağlıdır.Bir başka deyişle,anne yada onun yerine geçen yetişkinle kurulan ilişkinin niteliği temel güven duygusunun ve toplumsallaşmanın özünü oluşturmaktadır.Çocukta,iyimserlik ve mutlu olmanın temelleri atılır.Çocuk “bana ne verildiyse ben oyum” der. Bu yüzden temel güven duygusunun oluşması için, çocuğu rahat bırakmanın aksine daha çok temas ve sevgi gösterisinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu dönem aynı zmanda Freud 'un oral dönemine denk gelir. Çocuk için haz kaynağı ağızdır. Bu dönemde anneye bağlılık çok ön plandadır. Bağımlılık duyguları bu dönemde oluşur ve yaşam boyu da sürer. En zor giderilen duygudur. Egonun gelişmesinden sonra bile bireyin kaygılı, korkulu, güvenini yitirdiği dönemlerde bu bağımlılık duyguları tekrar görülür. En aşırısı ana rahmine dönme isteğidir. Bir bebeğin yaşadığı en büyük travmanın doğum olduğunu okumuştum. Çok güvenli bir sığınaktan dışarı çıkmak çok zor elbette. Bu dönemde çocuğua sarılmak, tensel temas onu güvende hissettirir.Güven duygusunun gelişimini sğlamak için yapılması gerek bir diğer şey de bebeğin uyku, beslenme ve temizlik ihtiyacının düzenli ve yeterli karşılanmasıdır. Bebeğin ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli karşılanması bebeğin dış dünyaya ve anneye olan güvenini temelini oluşturur. Bu yolla hem dış dünya ile ilişki kurmayı ve güven duymayı öğrenir hem de kendisine bakan, seven ve ihtiyaçlarını karşılayan bireye bağlılık geliştirir.2.Evre: “ne yaparsam oyum” BAĞIMSIZLIĞA KARŞI UTANMA VE ŞÜPHECİLİK : Bu dönem on ikinci aydan üç yaşına kadar sürer.Bu dönemde çocukların çoğu yürümekte, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşmaktadır.Çocuklar artık tümüyle başkalarına bağılı kalmak istemezler.Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuk, öz saygısını yitirmeksizin kendi kontrolünü kazanabilmesi için,özgürlüğü hissetmesi gerekmektedir.Kendi kendine yemek yeme,eşyalarını toplama,giyinme ve soyunma,giysisini seçme,karşılaştığı bazı problemleri çözme çabalarında teşvik edilmelidir.Böylece çocukta bağımsızlık duygusunu temelleri atılır.Kendi kendini kontrol etme ve saygının özü bu dönemde oluşur. Yine Freud 'a göre bu dönemin karşılığı " nal dönem" dir. Yani haz bölgesi anüstür. İki yaş civarında başlayan tuvalet eğitimi bu dönemde büyük önem kazanır, çocuğun kişiliği üzerinde kalıcı izler bırakır. Çocuğun içgüdüsel olan bu dürtüsünün bazı kurallarla kontrol edilmesi istenir. Böylece çocuk boşaltımdan duyacağı hazzı ertelemeyi öğrenir. Annenin tutumları tuvalet eğitiminde ve çocuğun kişiliğinde bırakacağı etkilerde önemlidir.Anne Tutumları:• Anne kuralcı, titiz, katı ise çocuk dışkısını tutmaktan kabız olabilir. Tüm davranışlarını etkilerse çocuk tutucu bir kişilik geliştirir. İnatçı, cimri, sinirli olur.• Anne baskıcı ise çocuk olur olmaz yerlerde anneyi cezalandırmak için dışkısını boşaltır. İlerde ise eziyet etmeyi seven, dağınık kimlik özelliği geliştirir.• Anne teşvik edici ise çocuk dışkılama olayının önemli olduğunu anlar. İleride üretken ve yaratıcı olur.2 yaş civarında çocukların hareketliliklerinde ciddi bir artış gözlenir. Motor koordinasyonları artmıştır, bir çok şeyi kendi kendilerine denemek isterler. Bu dönemdeki kontrollü destek çocuğun deneyerek öğrenme deneyimlerini arttıracağı için hem zihinsel gelişim açısından hem de yine özgüven açısından büyük önem taşır. Yine bu dönemde çocuk ev eşyalarını ve çevresindeki objeleri tanıma ihtiyacındadır. Oyun oynama konusunda henüz desteğe ihtiyacı vardır. Hareketli oyuncakları tercih ederler. Sosyal olarak yeterince olgunlaşmadıkları için yaşıtlarıyla oyun sürdüremezler. Bu nedenle anne-babayla veya kendilerinden büyük kendisini idare edebilecek daha büyük çocuklarla oynayabilirler. Bu dönemde anne-babanın çocukla oynaması sadece çocuğun oyun ihtiyacını karışlamak anlamına gelmez. Aynı zamanda anne-babanın çocukla kurması gereken iletişimi geliştirmek, çocuğu tanımak, duygusal gelişimini takip etmek açısından da önemlidir. Ayrıca çocuğu oyun sırasında gözlemlemek ve onun oyun arkadaşı olmak çocuğu tanımak için en kolay ve en etkili yoldur. Bu dönemde çocuğun huzurlu ve mutlu olduğunun en önemli göstergesi kendisine yanaşan ve oyun oynamak isteyen yetişkinlerle iletişime girmesi ve onlarla tedirgin olmadan oynayabilmesidir. İki yaşındaki çocuklar istekleri karşılanmadığında tepki gösterebilirler ama bu dönemin özelliği itibarı ile anne çocuğun dikkatini başka şeye çekebilir. Bu da çocuğun tutturmalarını engelleyebilir. Genellikle bu yaşlarda çocukların bir şey istediklerini belirtmek için ağlamalarına veya olumsuz tavırlarına ceza verildiğinde veya ağladıkları zaman isteklerine cevap verildiğinde bu ileriki yıllarda da sürecek inatçılık ve tutturmacılık özelliklerini geliştirmelerine neden olabilir. 3 yaş önemli bir geçiş sürecidir. Bu dönemde çocuk benmerkezcilik özelliğinden kurtulmaya başlar. Ben ve başkaları kavramı gelişir. İhtiyaçlarını geciktirmeyi öğrenir. Paylaşmayı ve grupla oynamayı ve basit kurallara uymayı bu yaşta başarabilir. Bu dönemde ailenin tavrı çok önemlidir. Bu birey olmaya geçiş sürecinde çocuğun bazı taleplerini karşılarken bir parça geciktirmek, paylaşabildiğinde ve kurala uyduğunda ödüllendirmek çocuğun benmerkezcilikten kurtulmasında etkili olacaktır. Birçok oyunu ve aktiviteyi sürdürebilecek sabrı olan 3 yaş çocuğu yine de hala bir sorumluluğu uyarısız sonuna kadar sürdüremeyebilir.3.Evre: “hayal ettiğim şeyi olacak kişiyim”:GİRİŞKENLİĞE KARŞI SUÇLULUK DUYMA: Girişkenliğe karşı suçluluk duyma,üç yaşından altı yaşına kadar olan dönemdir.Çocuğun motor ve dil gelişimi,onun fiziksel ve sosyal çevresini daha fazla araştırmasına,daha atılgan olmasına olanak verir.Gerek anne-baba gerekse okul öncesi eğitim kurumlarındaki öğretmenler çocuğun koşmasına,atlamasına,oynamasına izin verilmelidir ki çocukta girişkenlik duygusu gelişebilsin.Doğal merakından dolayı çok sık azarlanan ve engellenen çocukta,suçluluk duygusu gelişmektedir.Özellikle bu dönemde çocuk çevresindeki yetişkinlerin sorun çözme biçimlerini taklit eder. Yani bir problem çıktığında anne ve babası agresif davranıyorsa çocuk da benzer durumlarda agresif davranmayı öğrenir. Anne-babaların özellikle bu dönemde çocuğun sosyal yönünü geliştirecek bir tavır içinde olmaları önemlidir. Ayrıca zihinsel gelişimi için çocukların sorularına uygun ve doğru yanıtlar bulmaları, öğrenme isteklerinin kırılmaması açısından önem taşımaktadır. Bu yaş korkuların sıkça görüldüğü bir yaştır. Ve genellikle bu korkularını tanımlamakta güçlükler yaşarlar. Bu durumda çocuğu dinlemek, korkusunun nedenini anlamaya çalışmak ve sakinleştirmek gerekmektedir. 6 yaş, çocuğun bebeksi özelliklerden neredeyse tamamen kurtulup mantıklı ve realist olmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuk anne-babasının birçok duygu ve düşüncesini paylayabilecek ve onlarla fikir alışverişinde bulunabilecek olgunluktadır. Hem anne-babasıyla arkadaş olabilir ama bir yandan da disipline ve kontrole ihtiyaç duyar. Sorumluluk alabilir. Evdeki ve okuldaki kurallara uyabilir. Kendini tanıma ve kanıtlama ihtiyacındadır. Bu nedenle başardığı ve çabaladığı konularda onu desteklemek ve ödüllendirmek olumlu yönlerini pekiştirmek açısından önem taşır. Arkadaşlık çok önemlidir. Sık sık yaşıtlarıyla birlikte olmak ister. Değişik sosyal ortamlara ihtiyaç duyar.BİLİŞSEL GELİŞİM2-7 Yaş Arası Bilişsel Gelişim (İşlem Öncesi Dönem)2-7 yaş arasını kapsayan bu dönem, kendi içinde; sembolik dönem ve sezgisel dönem olarak ikiye ayrılır.İşlem öncesi dönemde, çocuklar, “ben” merkezlidirler. Henüz kendilerinin algıları dışında bir bakış açısı olduğunu anlayamazlar. Çocuk kendisini evrenin merkezinde görür. O olduğu için diğerleri de vardır. Onun istediği doğru olan şeydirBu yaştaki çocuk, evreni kendi beğenileri üzerine kurar. Eğer o gezmek istiyorsa, evin diğer üyelerinin de bunu istiyor olmaları dışında bir ihtimal yoktur. O acıktığı zaman herkes acıkır, o doyduğu zaman da herkes doymuş olur.a-Sembolik DönemBu dönem 2-4 yaş arasını kapsamaktadır. Bu yaştaki çocuğun temel özellikleri şunlardır:-Ben merkezlidir. Bu, bütün yaşam alanına yansır. Oyunlarda, bütün oyuncakların istediği her an elinin altında olmasını, istediğinde verilmesini ister.-Dili hızla gelişmeye devam etmekle birlikte, henüz tam olarak, duygu ve düşüncelerini ifade edecek, bilişsel ve fiziksel olgunlaşma gerçekleşmemiştir.-Birden fazla boyutu olan ilişkileri anlamlandıramazlar. Ayşe, Fatma’dan uzun, Fatma da Şenay’dan uzun. En uzun boylu kim sorusuna cevap veremez. Ama bu ilişkiyi sembolleştirip, kağıda çizdiğinizde, bu ilişkiyi doğru anlamlandırdığı görülebilir.-Sınıflama yapamaz. İlk öğrendiği hayvan dört ayaklı bir köpek ise, bundan sonra gördüğü, bütün dört ayaklılara köpek diyecektir. Çocuk bu dönemde özümleme ve uyumsama yapar. Özümlemeyle ilk kez leopar gören bir çocuk daha önce edindiği kedi şemasına leoparı yerleştirerek, leoparı kedi olarak tanımlayacaktır ve köpeklere yaptıklarını (sevme, dokuma gibi) yapmaya çalışacaktır. Uyumsamayla ise köpeklere kedilere davrandığı gibi davranan çocuk, köpeğe yemesi için süt verir, onun havladığını ve kemik yediğini görünce köpeği kedi şemasından çıkarır, ayrı bir köpek şeması oluşturur.Sürekli kullanılan bu iki süreç sayesinde çocuk, dış gerçeğe uyum sağlayarak, bilişsel gelişim dönemlerinde ilerler.-3 yaş civarında akranları ile birlikte oyun oynayacak bir sosyalleşme içine girer. Bu andan itibaren, ben merkezliliğinin düzeyinde giderek azalma olur. Ama sosyal ben’in tam olarak gelişimi bir sonraki dönem olan sezgisel dönemde başlar.-2-4 yaşlarında çocuk, gözünün önünde bulunmayan ya da hiç var olmayan nesne, olay, kişi ve varlıkları temsil eden semboller geliştirmeye başlar. Örneğin; bir çubuğu at, cetveli tabanca gibi kullanabilir. Bu yaşta sembolik oyun sıkça görülür. Sembolik oyunlar aracılığıyla çocuklar, çatışmalarını ortaya koyabilir ve dengelerini sağlayabilirler. Çocuklar büyüdükçe sembolik oyunları anlaşılmaz hale gelebilir. Çocuklar, sembolik oyunlarda yetişkinleri ya da çevrelerindeki olayları, varlıkları taklit ettikleri gibi, oyunu tamamen kendilerine özgü sembollerle de oynayabilirler.b-Sezgisel Dönemİşlem öncesi dönemin ikinci alt basamağı olan sezgisel dönem 4-7 yaş arasını kapsamaktadır.Dördüncü yaşın başlarında, çocuk bilişsel büyümede büyük bir adım atar. O gerçek objelerin yerini alan zihinsel sembolleri biçimlendirme, nesne ve olaylara işaret etmek için kelimeleri kullanabilme, objelerin gruplamalarını yapabilme (çoğu kez tutarsız olarak) ve çok basit düzeyde akıl yürütebilme ve olasılıkla kelimelerden çok zihinsel imajlar kullanabilme yeteneğine kavuşur .Çocuklar bu dönemde hala, iletişimsel konuşmada karşısındakini doğru anlamada güçlük çekebilir. Çocuklar, bir defada bir adımdan veya bir öğretimden daha fazlasını hatırlamada güçlük çekerler. Bununla birlikte, onlar kelimeleri kullanmaya, zihinsel imajları söze dönüştürmeye başlayabilirler. Böylece konuşmalar düşünceleri yansıtır bir hale gelir. Bir çok durumda anlamadıkları yapay kelimeleri ve ifadeleri her gün biraz daha fazla kullanmaya başlarlar. Bu yaş çocukları sıkça tartışırlar. Ancak bu tartışmalar sözel gürültülerdir. İnandırma ve ikna etmeye yönelik olmaları oldukça enderdir. Çocukların bu tartışmalarının, anne-babalar ve öğretmenler tarafından desteklenmesi, çocuğun kelime dağarcığını ve düşüncelerini ifade edecek yeni kelimeleri arama ve kullanma sıklığını artıracaktır.Çocuklar, sınırlı deneyimleri nedeniyle önyargılar geliştirirler. Karmaşık bilgileri dar kavramlarda örgütlemeye ve sıkıştırmaya çalışırlar. Örneğin, bir kız çocuğu bir gün anne-babasına “ben hemşire olacağım” diye söyler.Annesi neden doktor olmayı istemeyip de hemşire olmayı istediğini sorunca, kızgınlıkla “kızlar doktor olamazlar” der. O gün anaokuluna aşı yapmak için bir doktor ve hemşire gelmiştir ve gelen doktor erkek, hemşire ise kadındır. Çocuklar, bu yaşlarda kalıp yargılar geliştirmeye eğilimli bir zihinsel donanıma sahiptirler.Çocuklar büyüdükçe oyunları daha sosyal olur. Daha önce tamamen ben merkezli ve kendine dönük olan çocuk giderek sosyalleşir. Diğerleri ile de ilgilenir ve onlara güvenmeye başlar. Kaybolan objeleri arayıp bulmayı çok severler. Aynı objenin aynı yere saklanıp bulunması bile onu eğlendirir. Yerini yeni bir etkinlik almadığı sürece, aynı oyunu sıkılmadan oynamaya devam edebilir.Az da olsa oyunun kurallarını bilir ama kötü niyetle olmasa da oyunun kurallarını değiştirir. Çünkü, ne yapacaklarını düşünürken, kuralları unuturlar . Bu nedenle de kuralları sıkı sıkıya uygulamakta yetişkinler tarafından direnç gösterilmemelidir.Sezgiye dayalı düşünme döneminde, çocuk hızla eksik gruplama yapma durumundan yeterli bir sınıflama yeteneğine doğru ilerler. Toplama yapabilir hale gelir. Buna ek olarak, büyük gruplar içinde alt bölmeler ve gruplamalar yapabilir. İkisini birden, büyük grup ve içinde küçük grup yapması istenir ise yapamaz. Bu onun bütünün bilgisi ve alt parçalarının bilgisini aynı anda zihninde tutamadığı anlamına gelir. İfade edilen bu yetersizliğin matematik öğretimi için çok önemli olduğu açıkça görülmektedirBu dönemde, çocuklar sınıflama yapmada hala yetersiz olsalar da; bir önceki döneme göre biraz daha gelişmişlerdir. Çevrelerindeki hayvanları artık sadece görünüşleri ile değil çıkardıkları seslerle de tanıdıkları için, köpekle kediyi birbirinden ayırt edebilirler. Ancak, ilk defa gördükleri bir dört ayaklı bir hayvanı ilk tanıdıkları dört ayaklı hayvanla hemen özdeşleştirmek eğilimindedirler. Bu nedenle de, ilk defa gördükleri dört ayaklı hayvanın çıkardığı sesi merak ederler. Çıkardıkları ses aracılığıyla, onu ilk öğrendiği dört ayaklıdan ayırmaya çalışırlar.Çocuklar, bu dönemlerde, yetişkinlere göre oldukça fazla yalan söylerler. Ancak, bu yetişkinlerin algıladıkları anlamda yalan değildir. Burada, çocuk, zihinsel imajlarını yani hayallerini konuşmaya dökerler. Çoğu yetişkinin bunu yalan olarak algılayıp, çocuğu gerçekle yüzleştirme çabaları, çocuğun zihinsel hayaller geliştirmesini ve ifade etmekten sakınmasına neden olabilir. Bu ise, çocuğun bilişsel gelişimi önünde bir engelleyici olarak düşünülmelidir.Bu dönemde çocuk sınıflama yapmakta da biraz daha ustalaşmaya başlar. Önüne konulan nesneleri, artık farklı özellikleri açısından da sınıflayabilirler. Örneğin mavi küpleri bir yere, mavi üçgenleri bir yere, kırmızı daireleri bir yere, kırmızı kareleri bir yere ayırabilir. Burada ayırt edici özellik sayısı ikiye çıkmıştır. Fakat ondan buna ek olarak büyüklüğü de dikkate alarak yapması istenirse, yapamaz. Çünkü, hala işlem hızı ve yeteneği yeterince gelişmemiştir.Not:Bu bilgileri çeşitli kaynaklardan düzenledim Bu yüzden tam olarak bir kaynak veremiyorum.Çok fazla bilimsel dil kullanmamaya çalıştım ve daha çok 0-6 yaş grubu özelliklerini almaya çalıştım.Siz çalışın ben gelirim yine.

kağlumbağacık

Bugün kağıtlarına birer kapumbağa çizdim. Sonra da dedim ki bu kaplumbağa bişeylerden korkmuş, sizce neden korkmuş olabilir onu çizin bana.Birisi babasını çizdi.Birisi karanlık.Bir diğeri köpek.Biri şimşek.Birisi yüksek ses ki o Emreydi.Biri öcü çizdi.Diğeri de araba.Biri de deniz..Sonra da dedim ki, bu kaplumbağa öyle bişey söyleyin ki artık korkmasın, çıksın kabuğundan.Sorun sendeyse, çözüm de sende yani.Babasını çizen, yaramazlık yapınca babasının onu dövmesinden korkuyomuş, dedi ki yaramazlık yapma kaplumbağa baban seni dövmez o zaman ,korkma.Köpek çizen de çözümünü buldu kendince. Sen köpeğe zarar vermezsen o da sana bişey yapmaz kaplumbağacık korkma.Şimşek çakarsa annene sarıl kaplumbağa, hem şimşek bulutlar birbirine çarpınca oluyo, korkucak ne var bunda.Emre de müziğin sesini kıs kaplumbağa kardeş dedi. Ama ya o kardeş kosere gitmek isterse..Bu hala sorun tabi..Öcü çizeni öcü diye bişeyin olmadığına inandırmam hayli güç oldu. Sonra o da korkma kaplumbağacık çık kabuğundan öcü yokmuş, bak ben bile boşuna korkmuşum dedi.Araba çizen karşıya geçerken dikkatli olmasını söyledi, o zaman araba ona bişey yapmazmış, korkmazmış.Deniz çizen de , sen neden korkuyosun ki bak ben bile denize giriyorum korkma dedi.Söylediklerinin hepsini yazdım kağıtlarına.Sahi ben ne söylesem ki şu kaplumbağaya dedim. Baktım benim kağıdım bomboş, çok yalnız kalmış kaplumbağacık. Yalnızlıktan mı korkuyosun sen aaa ne ayıp diye yazdım. Sen hiç yalnız olurmusun. Bak kutu kutu birsürü paketler geliyor sana. Seni düşünen ne kadar çok dostun var yalnız olurmusun hiç..Orda başıboş görünüyosun ama kaldır bakalım başını kabuğundan, neler neler görüceksin sen..Öyle korkup sinersen ben bilmem..Çok da yavaşsın be güzelim...Hadi kaldır başını hadi..

Biz beraber oyun oynayabiliriz

Çocuğumuzun özel odası varsa odasına, yoksa evin herhangi bir yerinde kendini tüm bedenini görebileceği bir ayna asabiliriz Bu, hem duygusal hem de kişilik gelişimi açısından önemli.
Birkaç meyveyi tabağa koyabiliriz ve ''meyve bulmaca'' oynayabiliriz. Bir meyvenin özelliklerini tarif ederiz onun bu meyveyi bulmasını isteriz , sonra o bir meyveyi tarif eder ve biz bulabiliriz. Bu oyunu başka eşyalar için de oynayabiliriz
Bana bir ağaç çiz"deriz.Rengine ve şekline müdahale etmeyiz.Daha sonra dooğadaki ağaçları beraberce inceleriz.Yeşil olmayan ne kadar çok ağaç olduğuna şaşırabiliriz.Ağaçların çeşitliliğini keşfetmek bir o kadar ilgi çekici ki.Bu incelemeden sonra bir ağaç resmi daha yapabiliriz.Bakalım resimde farklılık olmuş mu?
Bir olayı bir kişiyi, bir eşyayı ya da bir yeri bize tarif etmesini isteyebiliriz.Bunun için "anlat, söyle, açıkla, tarif et" ifadelerini kullanabiliriz.Anlaşılmak ona güven verecektir.
Onun belleğine güvendiğinizi hissettirebiliriz.!Maç hangi kanaldaydı?Anneannende hangi çorbayı içmiştik?
Balonu düşürmeden bir odadan diğer odaya taşıma oyunu oynayabiliriz.
Beraberce hiç gitmediğiniz bir yönde,semtte bir süre yürüyebiliriz ve orası ile ilgili konuşabiliriz..Alışılmışın dışındaki şeyleri yapmak çocuğun değişikliklere uyumunu kolaylaştırır.
Peçeteleri kaç farklı şekilde katlayabiliriz?Deneyebiliriz.
Çok alçak sesle konuşabiliriz ve söylediklerinizi anlamasını isteyebiliriz. Daha sonra aynı şeyi onun yapmasını isteyebiliriz.
Avucunuza bir şey saklayabiliriz ve ne olabileceğini tahmin etmesini isteyebiliriz. Gerekirse ipucu verebiliriz tabi.
Kaynak : Portage erken eğitim rehberi

Biraz da annenden öğren

Alışverişe giderken dedim ya sana oyuncak almak yok diye..Sen oyuncakların karşısında dururken "aaa ama hani yoktu " demiştim ya hani , sen " sadece izliyorum " dediğinde nasıl üzüldüm biliyomusun..Ama yok demiştim ve sözümde durmalıydım..Almadım bakakaldığın oyuncağı.. Cips alabilirmiyiz dediğinde yok alamayalım çikolataya ne dersin diye sorduğumda nasıl da tıpış tıpış gittin çikolata raflarına hemen..Parka gittik sonra sen çok güzel oynuyordun ve ben 5 dakika sonra kalkıyoruz dediğimde tamam demene çok şaşırdığımı da söylemeliyim mutlaka..En sevdiğin oyuncağını arkadaşına hediye edebiliyosun..Şortunu boyamışsın , kim yaptı bunu diyorum " ben boyadım yanlışlıkla " diyorsun.. Nasıl kızarım ki sana..Bütün bu itiraz etmemeler kabullenme mi yoksa beni anlıyomusun çok merak ediyorum..Sen neden ciyak ciyak ağlamayıp , başına gelene eyvallah diyip hemen kabulleniyosun be oğlum..Eğer beni anladığın içinse tüm bunlar eyvallah da biraz ısrarcı da olmalısın bence, isteklerinin arkasında da durmalısın..Arabandan, oyunundan, cipsten vazgeçtiğin gibi herşeyden bu kadar çabuk vazgeçme emi..Çok inatçı, hayatta istediğinden asla vazgeçmeyen, pek mızmız annen ben..Seni çok seven...

oğluma

Bu çocuk benim eserim. İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum. Kendimi çok sorguluyorum. Bu kadar merhamet genetiğini bozar mı bu çocuğun. Yada kavga etmekle hakkını savunmak arasındaki ince çizginin olduğu yer neresi.
Parka gidelim dedi, gittik, bir araba var ve haliyle paylaşılamıyor iki çocuk arasında. Ben izliyorum, ama sadece izliyorum. Bizimki her an vazgeçebilir , ama biliyorum ki çok istiyor o arabaya binmeyi, karşısındaki de onun yarısı kadar bir çocuk.. Yani arabaya binme yarışını kazanan çocuk.. Sonra bir kız daha geliyor, cüsse olarak yine bizimkinden küçük. Çığlık atmaya başlıyor küçük kız, tabi iki erkek uzaklaşıver hemen olay yerinden. Kız çığlık atıyor, bizim oğlan ağlıyor. Kıza annesi bağırıyor, bizimki yine ağlıyor. Baktı bu iş böyle olmuyor benden yardım istedi bizimki bu defa... Hiç yüz vermedim, kendin hallet dedim. Ben hala gölge, izlemede. Bu iş çığlık atarak çözülebiliyor diye düşünmüş olmalı ki o da çığlık attı bu defa. Kız aldırmadı, zafer hala bizimkinde değil..Kız sıkıldı bir süre sonra, bizimki de nihayet kurulabildi direksiyona...
Şimdi bu çocuğa nasıl öğretirsin çığlık atmadan hakkını elde edebilmeyi. Yada nasıl dersin, başkası ağlıyor diye senin de ağlaman gerekmiyor diye..
Davranış sorunu olan çocukların eğitimi kitabından sıkılmıştım bir süre önce bu akşam biraz gözatasım geldi. Okul öncesinde davranış sorunları ve giderilmesi için stratejilermiş konu,altını çizdiğim yerler olmuş, Mesela demiş ki kitap:
- Öfke nöbeti: Çocuk ilgi çekmek veya kızgınlığını ifade etmek için kullanır. "hayır " sözcüğü çocukta sınırlama yaratacağı için öfke nöbetine sebep olabilir. Hayır sözcüğünü azaltmak çözüm. Öfke nöbetine sebep olan nesne ortadan kaldırılabilir, yada başka yöne dikkat çekilebilir. Öfke nöbetinde çocuğun kendini güvende hissetmesi sağlanmalı. ( Buraya kadar hepsi güzel, ama şimdi parkta duran araba nasıl kaldırılır. Arabanın kaldırılması 3 çocuğun öfkesini bitirir mi, hadi arabayı kaldırdık, salıncak ne olucak, tahterevalli var bir de, o da ancak iki çocuğu idare edebiliyor, bilmiyorum)
- Ağlama: Görmezden gelmek etkili ( Gölgeydim oğlum, görmezden geldim ama sen ağlamaya devam ettin, hem bir kız ağlıyor diye sen de hep ağlarsan, ohooo, daha çok ağlarsın sen ...ben yine bilmiyorum )
-Uygun olamayan davranışın azaltılmasında öncelikle tercih edilmesi gereken en ılımlı teknik, ayrımlı pekiştirme, yani uygun olmayan davranış görmezden geliniyor ve uygun davranış pekiştiriliyor. (Uygun davranış hangisi, onu da bilmiyorum)
-Günlük rutinler oluşturmak: Çocuğun rutinleri kendini güvenli hisseder ve bu durum çocuklara yeni öğrenme fırsatları yaratır. ( Hıh tamam şimdi oldu. O zaman yarın hemen günlük rutin oluşturuluyor, yine aynı parka gidiliyor, aynı kızın ve aynı çocuğun gelmesi umud edilerek, bizim oğlanın arabayı kazanma yarışında başarılı olması bekleniyor. )
Napıyosun oğlum, yanlarına gidiyosun ve ben de arabaya binmek istiyorum diyosun bu kadar, kız çığlık atarsa korkmuyosun, ağlarsa hemen kaydırağa bir geçiş yapıyosun. Ağlaması bitmişse, ben de binicem diye ısrar ediyosun,(bana değil , ona ).. Anlaştık mı benim yufka yürekli, korkak oğlum....

Parmak boyası, sulu boya, pastel boya, oyun hamuru, ebru vs.

Görsel sanatlar eğitimi kitabını paketleyip evin uzak köşesine yerleştirmeden önce evde kolayca yapılabilecek, çoğu da tarafımdan denenmiş ve başarılı sonuçlar alınmış, boya tariflerini eklemek istedim..
Satılan o rengarenk boyaların içinde hangi katkı madderinin olduğunu bilmediğim için benim tercihim hep doğal olanlarından yana oldu. İçine ne koyduğumuzu bilirsek , minicik ellere neyin dokunduğunu da bilmiş oluruz ve rahat oluruz sanırım..Kolay gelsin size..
Parmak boyası
Malzemeler: Kola, çeşitli renklerde toprak boyalar, 5-10 damla gliserin, bir tutam sabun rendesi
Kolanın hazırlanışı: Bir miktar buğday nişastası soğuk su ile kaşık yardımıyla karıştırılarak boza kıvamına getirilir. Bir çaydanlık içinde fokur fokur kaynayan su, yavaş yavaş ama kesintisiz bir şekilde sürekli karıştırarak ilave edilir. Muhallebi kıvamına gelinceye kadarkarıştırmaya ve kaynar su dökmeye devam edilir. Kola hazırlandıktan sonra üzerine bir kağıt örtülerek soğumaya bırakılır. Bir kaç gün saklanabilir. Ama sıcak havalarda çabuk bozulacağı için tüketileceği miktarda yapılması tarafımdan tavsiye edilir.
Parmak boyasının hazırlanışı: Hazırlamak istenen renk kadar kap alınır. Her kaba bir miktar kola ilave edilir. Toz boya ve parlaklık vermesi için bir kaç damla gliserin damlatılır. Bir miktar sabun rendesiyle karıştırılır.
Pastel boya
Malzemeler: İnce toz boya ve mum.
Hazırlanışı: Mum bir kapta eritilir. Bir miktar toz boya ve ılık suyla inceltilir. Erimiş mumla karıştırılır. Hazırlanan boya kalıplara dökülür.
Sulu boya
Malzemeler: Farklı renklerde toz boyalar, gliserin, arap zamkı, gazoz kapakları ve naylon bayan çorabı.
Hazırlanışı: Bir ölçü zamk üç ölçü su içinde erimesi için bir gün bekletilir. Bu eriğin bulunduğu kap içinde başka bir su dolu kabın içine oturtulur ve ısıtılır. Kıvama gelince naylon çorabın içinde süzülür. Toprak boyalar kaselere konur ve üzerine hazırlanan zamk dökülür. Karıştırarak ezilir. 7-8 damla gliserin ilave edilip karıştırılır. Çay kaşığı ile gazoz kapaklarının içine doldurulur. Kuruması için 3 gün bekletilir.
Ebru
Malzemeler: yağlı boya, terebentin, fırça, damlalık kağıt, su kabı, yoğunlaştırılmış su,
Suyun yoğunlaştırılması tuz, kola yada kitreyle yapılabilir. Piyasada satılan kitreye, kapladığı alanın 5- 6 katı su ilave edilir. Bir iki gün bekletildikten sonra, karışım ezilerek ve elekten geçirilerek homojen bir kıvam elde edilir. Boyanın uygulanacağı kaba dökülür, istenilen yoğunluğun sağlanması için su ilave edilebilir.
Terebentinle inceltilmiş boyalar , su yüzeyine fırça yada damlalıkla damlatılır. Kürdan gibi sivri uçlar yardımıyla boyalara şekil verilir. Su yüzeyinde oluşan görüntüler kağıda alınırken, kağıt kısa kenarındaki iki ucundan tutulur. Kabın içine tek seferde ve önce köşelerden yerleştirilir. Boşluk oluşmamasına dikkat edilir. Eğer boşluk oluşursa, toplu iğne batırılarak boşluklar giderilebilir. Kağıt suya batırılıp çıkarıldıktan sonra kağıt üzerindeki kalıntıları gidermek için su dolu bir kaba yine batırıp çıkarma işlemi yapılır. Yoğunlaştırılmış su üzerindeki boyalar gazete kağıdıyla temizlenebilir.
Tuz seramiği ( oyun hamuru)
Malzemeler: 1 ölçü un, 1 ölçü tuz, yarım ölçü su, birkaç damla zeytinyağı yada gliserin
Hazırlanışı: Un tuz ve su karıştırılır. Kayganlık vermesi için gliserin yada zeytinyağı eklenir. Hamur macun haline gelene dek yoğurulur. Renkli hamur elde etmek için guaj boya yada renkli toz boyalar eklenebilir. Yada yapılan çalışmalar kuruduktan sonra sulu boya yada guaj boya ile boyanabilir.
Kağıt hamuru
Hazırlanışı: Su dolu bir kovaya küçük kesilmiş kağıt parçaları konur. Bir iki gün bekletilerek erimeleri sağlanır. Kağıtların suyu sıkılarak alınır. Un yardımıyla hamur elde edene kadar yoğurulur.
Tutkallı boya
Parmak boyasına benzer. Geniş fırçalarla uygulanabilir. Damlatılarak yada sıçratılarak çeşitli çizgiler ve dokular oluşturulur.
Malzemeler. Toz boya, tutkal ve su.
Hazırlanışı: toz boya su ile karıştırılır. Tutkal ilave edilir. Boyanın yoğunluğu su ve tutkal miktarı değiştirilerek ayarlanabilir.
Şeker boyası
Tutkallı boyanın içine toz şeker ilave edilmesiyle oluşturulur. Toz şeker uygulamadan hemen önce ilave edilmelidir. Her renk ayrı kaplarda ve içlerinde plastik kaşıklar olmalıdır. Çocuklar kaşıklarla aldıkları boyaları damlatıp akıtalar çalışma yapabilirler. Resim kuruduğunda şekerler yüzeyde ışıltıların oluşmasını sağlar.

2.2.10

Bak postacı geliyor

En son ne zaman mektup aldınız.. ben hatırlamıyorum bile o tarihi.. Anaokulundaki çocuklar için önümüzdeki hafta gerçekleştirmek üzere bir etkinlik planladım. İstedim ki onlar postacıyı tanısınlar,mektup nedir , nasıl bişeydir bilsinler, yazı yazmayı bilmeseler de hiç olmazsa zarfın içine koydukları resimlerini pullayıp sevdiklerine mektup olarak göndersinler. Bunun için bir postacıyla görüştüm geçen gün.. Seve seve okula gelebileceğini söyledi. Onunla sohbet ederken sordum hiç mektup taşıyormusunuz artık diye.. Son bir ayda sadece 1 tane mektup ulaştırmış, o da bir asker mektubuymuş zaten.. Taşıdıklarıysa sadece kart ekstreleri, faturalar ve icra bildirimleriymiş. .. Şimdi çocuklara nasıl anlatırım bu durumu diye düşünüyorum. Yoksa yanlış yolda mıyım ben .. Postacı yerine msn kurmayı bilen birilerini mi çıkarsaydım onların karşısına bilemedim şimdi.. Haberleşmek için kısa bir yol mutlaka ama saatlerce msn denen şeyin açık olması, görünen online kişilerin keyifleri gelirse merhaba demeleri bana göre değil sanırım.. Bu yüzden msn Messenger programını da kaldırdım bilgisayarımdan.. Beni merak eden olursa cep telefonum yok ama ev telefonum 24 saat hizmette çok şükür.. Sabrım ve zamanım yok açıkçası orda duran küçük adamın yeşil yanmasına, yada zorla sorulmuş bir nasılsın sorusuna cevap verebilmeye.. İçinde duygu olan şeyleri seviyorum ben, forward edilmiş cümlelerle yaşayamıyorum yani.. Bana gelen postanın içinde , gönderen kişinin kendi kelimeleri olsun, merak ettiği bir soru olsun, sesini duymasam da gülümsemesini hissettiğim cümleleri olsun istiyorum.. Teknoloji ilerledikçe ben birkaç adım daha geride kalmayı sürdürücem zannediyorum ki.. İnsanlar kameralarla, Messenger bilmemkaç sürümle konuşa dursunlar,ben mektup yazıp postalayamasam da email adresimle ve yine kendi kelimelerimle hayatta kalmayı sürüdürücem biliyorum..
Postacı gelmeden önce " bak potacı geliyor " şakısını da öğretirmiyim ben şimdi çocuklara.. Öğretirim tabi :)

Konu: Çocukta uygun olmayan davranışlar

Ben dayanamadım yine.. Ve yine döndüm bu sabah kaldığım yere. Neyse bugün çalıştığım konu güzel ve sürükleyiciydi. "Çocuklara uygun davranışı kazandırma- azaltma- ortadan kaldırma ".. Bunları çalışırken buraya da çalıştıklarımı yazıyım dedim.. Aile üyelerinin davranış değiştirmede yapması gerekenler konumuz..Ben kendimce anlatıyım , çocuğu olanların işine de yarar belki bu bilgiler diye de umud ediyim sonra...

Anne babalar günlük yaşam içinde çocukların uygun davranışlarını pekiştiremiyebiliyorlar çoğu zaman, hatta davranışları pekiştirmeden çocuğun uygun davranışı göstermelerini bekliyorlar. Bu çok büyük bir yanılgı aslında. Çünkü doğru davranışı kazandırmak için ödül cezadan çok daha güçlü. Bunu unutmamak gerekiyor. Ve uygun davranışın hemen ardından çocuğa pekiştirgeç vermek gerekiyor.. Bu aferin, bravo gibi onaylayıcı cümleler de olabilir, öpücük, gülümseme, kucaklama da yada çok sevdiği bir oyuncağıyla oynamasına izin vermek de olabilir.. Ki bu noktada maddi olmayanları kullanmak daha iyi aslında.. Kitapta yer alan örnekler var bu konuda, onları da yazıyım hemen..

Uygun davranış: Normal ses tonuyla konuşmak

Uygun olmayan davranış: mızıldanmak

Ailenin tepkisi: Uygun davranış sergilendiğinde"Bu şekilde konuşman çok hoşuma gidiyor."


Uygun davranış: Yemek masasına geri dönmek

Uygun olmayan davranış: Yemek masasını terketmek

Ailenin tepkisi: Benim oğlum masaya geri dönmüş, hemen tatlını tabağına getiriyorum

Ailenin kullanabileceği tekniklerden biri de " sönme" tekniği

Anne babalar farkında olmadan uygun olmayan davranışı pekiştirdiklerinde bu davranışın kalıcılığını arttırıyorlar aslında. Uygun olmayan davranış sonrasında azarlamak, yada çocuğa ilgi göstermekle çocuk farkında olmadan ödüllendiriliyor. Sönme, anne babanın uygun olmayan davranışı sergileyen çocukla ilgilenmeye kısa süre ara vermek demek. Mesela anlamsızca ağlamaya başlayan çocuğu azarlar yada onu hemen kucağınıza alıp susturmaya çalışırsanız farkında olmadan onu ödüllendirmiş olursunuz. Yapılması gereken ne peki.. Eğer çocuk güvenli bir yerdeyse , hemen odadan çıkmak , ağlama davranışı bitene kadar odaya gelmemek, yada aynı odada olunsa bile arkalarını dönerek başka bir işle ilgilenmek ve ağlama davranışı biter bitmez çocukla ilgilenip bu davranışı pekiştirmesini sağlamak gerekiyor ailenin . Tecrübeyle de sabittir bu tez aslında..

Konuyu toparlarsak. Çocuklar içgüdüsel olarak akıllarına gelen her şeyi yaparlar. Davranışına sınır konulduğunda öfkelenmeleri çok doğal. Fakat zamanla ve sabırla çocuklara sınır ve sorunlulukları öğretmek mümkün. Ben terrible 2 ve türvelerinin sace bir Amerikan uydurması olduğunu düşünüyorum.. O halde neler yapılabilir bu konuda maddeleyelim bunları son olarak.

1- Çocuklar çocuktur , yaramazlık onların en büyük eğlencesidir.. Zararsız bir çok yaramazlıkları görmezden gelinebilir. Sakıncası yok bunun yani..

2- Çocuktan yaşının üztünde bir davranış beklenmemelidir. Bu benlik saygısını zedelemekten başka bir işe yaramaz

3- Sevgi ve güven olmadan çocuğa olumlu bir davranış kazandırmak olanaksızdır.

4- Belirlenecek sınır yada konulacak kuralda tutarlı olunmalıdır. Anne çok keyifli olduğu bir gün çocuğun etrafı kirletmesine izin veriyorsa öfkeli olduğu başka bir gün bu davranışa tepki gösteriyorsa , çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenemz doğal olarak. Çocuğun belli davranış kalıplarını öğrenmesi ancak tutarlı olmakla sağlanabilir

5- Çocuğun ısrarına ve inadına yenik düşmemek gerekir. Önce hayır sonra evet demek çok yanlış bir tutum.

6- Ahlak dersi vermekten kaçınmak gerekir. Bu desten sonra çocuğun öğreneceği tek şey suçluluk duygusudur.

7- Çocuğa söylenecek şeyler kısa ve net cümlelerden oluşmalıdır.

8- Çocuğun bazı davranışları tekar etmemesi için söz vermesi istenmemeli.

9- Bazı davranışlar rüşvet karşılığında yaptırılmamalı

10- İstenmeyen davranışlar içib " ben iletileri " kullanılmalı , duygulardan söz edilmeli ve beklentiler açık bir şekilde iletilmeli.

11- bazı durumlarda birden fazla seçenek sunulmalı

12- Çocuklar büyüklerini taklit ederek bir çok davranışı kazanır. Bu yüzden çocuğa iyi bir model olmaya çalışmalı

13- gerektiğinde ödül verilerek olumlu davranış ödüllendirilmeli.

Bir sonraki konum ceza ve mola.. İsterseniz onu da paylaşabilirim. Şimdi benim bir kahve molası verme zamanım..Olumlu pekiştirgeçimi almam lazım..

Ceza ve mola

Daha önceki yazıda ödülden söz etmiştim..Şimdi de sırada ceza var..O yazıda söylediğim gibi benim kişisel fikrim cezadan yana değil.. Ödülün istenmeyen davranışı daha çabuk ortadan kaldırdığına inanıyorum ben..Yani 5 yıllık annelik geçmişimde de molaya yada cezaya pek başvurmadım..Çok kitap harfleriyle anlatmıycam, biraz benden biraz önümdeki kitaptan olsun bu aktarımlar…
Ceza, kulağa bile hoş gelmeyen bir kelime aslında.Hem ceza uygun olmayan davranışı her ne kadar azaltsa da, uygun davranış için ipucu oluşturmadığından çok fazla tercih edilmemeli diye düşünüyorum... Gerekli olduğu durumlarda verilmeli bana göre ve ceza tutarlı ve yapıcı olmalı..Maddelersek daha derli toplu olur belki..Hadi bakalım..
1- Ceza çocuğun yaşına uygun olmalı
2- Cezayla çocuğun zorunlu ihtiyaçları kısıtlanmamlı
3- Ceza yapılan suçla orantılı olmalı, mesela elindeki taşları halın üzerine atan çocuğa taşların toplatılması şeklinde..
4- Her olumsuz davranış için cezaya başvurulmamalı..Bu defa çocuk ilgi çekmek için ceza almak istiycek ve olumsuz davranışı daha çok arttırıcak..
5- Uygulanılmıycak cezalarla tehdit edilmesi de doğru değil.. melela hafta sonu parka gidilecekse ve çocuk davranışından ötürü parka götürülmemekle tehdit ediliyorsa ve çocuk istenmeyen davranışı yaptığı halde parka götürülüyorsa tehditin hiçbir etkisi olmaz.
6- Zaten yapmak zorunda olduğu görevler ceza olarak verilmemeli
7- Ceza istenmeyen davnış ortaya çıktığında verilmeli.Ertelenirse yapıcılığını yitirir.
8- Ceza asla aşağılayıcı olmamalı
9- Korkutucu ceza verilmemeli, odaya kapatmak oldukça tehlikeli bir ceza
10- Çocuğa küsme cezası verilmemeli
11- Cezanın nedeni ve yapılan hata açıklanmalı. Yani çocuk neden ceza aldığını bilmeli.
12- Cezaya rağmen davranış devam ediliyorsa cezayı uygulamanın anlamı yok.

Ceza yöntemleri oldukça fazla.. Benim benimsediklerimden biri etkin aldırmazlık.. Yani çocuğun dikkat çekmek için yaptığı bir davranışı umursamamak. Kitap da der ki, çocuk anne babanın uygun görmediği bir istekte bulunduğunda önce “ hayır “ denmeli. Isarar ediliyorsa , sanki çocuk yokmuş gibi yapılmalı. İlk zamanlarda ağlama nöbeti uzun sürse de , daha sonraları çocuk bu olumsuz davranışı yapmaktan kurtulur.

Etkili olan diğer bir yöntem de mola. Aslında bu bir ceza yöntemi de değil. Molada asıl amaç çocuğa düşünmesi için zaman tanımak ve davranışını değiştirmeye hazır olduğunda yeniden ona şans vermek. Mola yerine de dikkat etmek gerekiyor. Oda karanlık ve korkutucu olmamalı. Mola süresi kurulu bir saatle de ölçülebiliyormuş. Mola süresi de çok önemli, her yaşı için 1 dakikanın yeterli olduğunu söylüyor uzmanlar. Altı yaşında bir çocuk için süre 6 dakikadan fazla olmamalı..Mola süresinin bitiminden sonra hiçbirşekilde mola ile ilgili bir şey konuşulmamalı.

Tomas Gordon şöyle söylemiş: İnsanlar alınmasında katkısı olan kararları uygulamaya, kendilerine zorla kabul ettirilen kararları uygulamaktan daha istekli olurlar.

İşte benim anlatmak istediğim de tam olarak bu aslında. Yani çocuğunda bir birey olduğunu unutmamak gerekiyor. Cezayı bile uygularken onun fikrinin alınmasından yanayım ben. Son olarak benim geçen gün uyguladığım bir yöntemi iliştiriyim şuracığa..

Emre eve girdiğinde ayakkabılarını çıkardıktan sonra dolaba koymayı öğrenemedi bir türlü. Ben de dolaptaki ayakkabılarının yanına bir not yazdım.
“Lütfen beni kullandıktan sonra tekrar yerime bırak..Teşekkürler. Ayakkabıların “ şeklinde…
Sonuç ne mi oldu, tabi ki cezadan yada defalarca söylemekten daha etkili oldu bu yöntem. Ayakkabılar artık hep dolabın içinde ..

Ben yine bir kahve molası veriyorum şimdi..Kendimi ödüllendirip dönüyorum yine işlerimin başına :)

Gelişim psikolojisi, Rogers, filmler, ben..

Vicdan azabı denen şey bu olmalı. Dün 5 tane peşinde olduğum filmi aldım hafta sonunda izlemek için. Ama izledim mi bir tanesini hayır. Çünkü gelişim psikolojisi bana göz kırpıyordu kitaplıktan, ona ihanet edersem sanki beni affetmiycekmiş gibi görünüyordu. Ben de ne yaptım gelişim psikoljisi çalıştım tabi. Peki şimdi ne yapıyorum çalıştıklarımı bir de buraya aktarıyorum.. Çünkü biliyorum artık ki, buraya yazdıklarımı çok iyi biliyorum.. Bu da garip ama gerçek işte...

Konumuz psikoseksüel gelişim dönemleri. Bu kuram Freud'a ait..
1- Oral dönem(0-18 ay)
Bu dönemde bebeğin dış dünyayla olan iletişimi ağız yoluyla oluyor. Çocuğa bu dönemde gösterilecek bakımın niteliği, onun yetişkinlik dönemindeki bağımlılık ve güven düzeyini belirliyor.Mesela bebeğin yeterince emzirilmemesi yada aşırı emzirilmesi, annesiyle dokunma iletişimin eksik olması, onun ileriki yaşlarda sigara alkol bağımlısı olmasına , aşırı yemek yemesine neden olabiliyor.
2- Anal dönem(1.5-3 yaş)
Kaslardaki olgunlaşma ve dışkılamanın kontrollü olarak yapıldığı,tutma bırakma davranışının oluştuğu dönem. Bu dönemde verilen tuvalet eğitiminin kalitesi bireyin kişiliğini önemli ölçüde etkiliyor. Tuvalet eğitimi iyi olanlar yaratıcı üretken ve aktif oluyor. İleriki yaşlarda görülen inatçılık, cimrilik, düzensizlik, uyum bu dönemin bakım koşullarına göre oluşuyor.
3-Fallik dönem(3-6 yaş)
Çocuk bu dönemde kendi cinsel organıyla ilgilenmeye başlıyor. Kaşı cins ebeveynine karşı cinsel bir yakınlık duyuyor, anne babaya karşı duyulan sevgi, düşmenlık ,kıskançlık kişiliğini etkiliyor. Bu dönemde yaşanan olumsuzluklar bireyin ileride aşırı kıskanç, cinsel yönden uyumsuz, aşırı geçimsiz olmasına neden olabiliyor.
4- Latans dönem(7-11 yaş)
Çocuğun cinsel meraklarının arttığı dönem. Bu dönemde çocuğun kendisini ifade etmesine izin verilmezse ileride obsesif bir karakter oluşabilir.
5-Genital dönem(12-18 yaş)
Bu dönem cinsel olgunluk dönemi.

Yukarıdaki tablodan benim payıma düşen de sigara bağımlılığı, yeme isteğimin sebebinin oral dönemde gizli kaldığı demek ki..

Neyse çok sevdiğim bir adam var bir de gelişim psikolojisinin içinde. C.Rogers ...İnsancıl öğrenme üzerine çalışmış, benlik kavramını geliştirmiş bir adam Rogers..Ben de bir cümlesinin altını çizmişim çok sevdiğimden..Der ki:
"Olumlu bir benlik bilinci geliştirebilmemiz için koşulsuz sevgi içinde yetişmemiz gerekir. Koşulsuz sevgi, birey ne yaparsa yapsın onun sevgi ve saygıya layık olduğunu kabul eden anlayışın ürünüdür."
Sonra başka altını çizdiklerim, yine onun söyledikleri..
"İnsan değerlidir, özünde iyidir."
"Benlik gelişiminde koşulsuz sevgi önemlidir."
"Bireyi sadece dıştan değil, içten de incelemek gereklidir"
"Birey kendini gerçekleştirme gizli gücüne sahiptir."

Koşulsuz sevgiye inananlardanım ben de , sevginin koşulsuz olmasından yanayım.. İşte bu yüzden bir teşekkür de borçluyum, koşulsuz bana ödül verenlere..
Zeynep, Adacım sonra, Ruhdağıcım, Mehtapcım...çok teşekkür ederim varlığınız için..
Ve benimde koşulsuz sevdiğim, sağ tarafta sevdiklerim dediğim herkese gönderiyorum bu ödülü.. I love your blog..
Bukadar vicdan rahatlığından sonra "potakalı soydum" diye sayışıp filmlerimden birini seçsem ve izlesem artık diyorum..
Bir alkışı da hakkettim diye düşünüyorum bugünkü uzuuunnn çalışma maratonum için :) Afferin bana...

Ah bu ben

Dün akşam pek yapmadığım, hatta hiç onaylamadığım bir şey yaptım.

Bağırdım ona.

Sesimin tonuna ben bile inanamıyorum hala.

Sebep neydi peki.

Oyuncakların her zamanki ev içindeki dağınıklık haliydi.

O da çok şaşırdı, yavaş bağır anne nolur dedi ben sesime hakim olamazken.

Sustum sonra, üzüldüm sonra, çok pişman oldum sonra..

Ona kötü bir gece yaşattığım için çok kızdım kendime...

O uyurken okuduğum masalın sonu mutlu bitiyordu çok şükür.

Uyumadan önce hafızasında kalan mutlu bir sondu hiç olmazsa..

Gece sarıldım ona , özür diledim.

Sabah o unutmuştu bile çoktan yaşadığımız gürültülü geceyi..

Annem oyuncaklarımı koltuğun üzerine dökebilirmiyim diye sordu az önce

Dökebilirsin dedim,

Hatta yediği pudingi koltukların üzerine sürebilirmiyim diye sorsa

Sürebilirsin bile derdim...

Kar

Bu gün Begüm gülüyordu, hem de nasıl sıcacık gülüyordu..Hatta Egeyle evcilik oynarlarken hayatım sana kahve yaptım dedi ona gülümseyerek, bana da ikram etti yaptığı kahveden..Nasıl lezetliydi nasıl..

Haftada bir gün de olsa çocuk dünyasında olmak çok keyifli benim için ..Onların durduğu yerden bakıyorum dünyaya..Hayat nasıl da güzel görünüyor ozaman..Canım çok şeker çekti diyor Yağız, benim de diyorum, cebimde var iki tane diyor. Ama diğer arkadaşların yemiyorken bizim yememiz doğru olmaz diyorum. Yemiyoruz. Canımızın her çektiğini her zaman yiyemiyceğimizi biliyoruz..

Yiğit Mervenin elinden oyuncağını alıyor, Merve ağlamaya başlıyor. Diyorum ki Yiğite şu mola yöntemini hatırlayarak, şu köşede biraz otur ve yaptığını düşün bakalım, bak arkadaşını ağlattın..Yiğit köşede oturuyor ve düşünüyor, ben de düşünüyorum geçen akşam neden kendimi ağlattığımı.Bazen mola vermenin ve düşünmenin ne iyi geldiğini anlıyorum. Sonra Yiğit özür diliyor Merveden, barışıyorlar. Ben de özür diliyorum kendimden, barışıyorum..

Yaptığımız karların üzerine serptiğimiz toz şekerden araklayanları hiç görmüyorum. Hatta ben de bir parça kaçırıyorum çaktırmadan. Birisi görmüşmüdür acaba diyip sağa sola bakıyorum utanarak..

"Mutlu olmak istiyorsan elini çırp " şarkısını söylüyoruz beraber, elimi çırpıyorum mutlu oluyorum.. Hiç de zor değilmiş yahu diyorum kendime. Mutlu olmak istiyorsan elini çırp, hepsi bu kadar..

"Ambara vurdum bir tekme " oyununu oynuyoruz sonra, ambara bir tekme vuruyorum, kapı açılıyor haliyle..Limonu da böyle keserler derken bol limonlu bir salatayı düşlesem de ben, oyunun kurallarına kaptırıp kendimi, sadece çocuk olmaya çalışıyorum o an, midemin kazınmasına aldırmadan...Çamaşırı böyle yıkarlar derken evdeki çamaşırlar gelse de aklıma , az önce elini çırpmıştın ya ne çabuk unuttun diyorum kendime...tı tı tı..bırak çamaşırı filan oyun oyna şimdi..

Anlattığım masalların sonu hep mutlu bitsin istiyorum. Kötü biten sonları değiştiriyorum kendimce ..Yanlış mı yapıyorum acaba diye de düşünüyorum bazen.. Yani bu masalın sonunun kötü bittiğini bilseler mesela ve dünyada iyiler ve kötülerin olduğunu erkenden anlasalar büyüdüklerinde hayal kırıklığına uğramadan..Sonra vazgeçiyorum hemen boşver diyorum .. En azından bir kaç yıl daha bilmeyiversinler bunu..Bir kaç yıl daha hiç olmazsa mutlu mesut bir çocukluk yaşasınlar. Hem benim de çok ihtiyacım var hala iyilerin kötüleri yendiğini bilmeye..Sonunda hep iyiliğin kazandığı masalları duymaya.. Kırmızı başlıklı kızın annanesini yutan kurt avcı tarafından bulununca rahatlıyorum ben de , yine iyilik kazandı diye..

İllaki gökten üç elma düşüyor her masalın sonunda, biride benim başıma mutlaka..

Hayal dünyası

Ona hayal kurmayı öğretiyoryum. Gerçi bu yaşlarda soyut kavramları anlaması güç ama , hayal kursun istiyorum işte..
Uyumadan önce masal okumak yerine, hayal kurduk dün akşam. Yaz gelmiş, parka gitmişiz, hava çok sıcakmış, deniz varmış, denizin içinde bir balıklar bir biz.. Fındıklı çikolata da varmış hayalimizde .. Sonra uyumuşuz...
Sabah fındıklı çikolataya kavuştu kendisi. Hayalin gerçek oldu bak dedim..
Sonra alışverişe gittik, aa hayalim işte dedi. Bir uçak ve bir helikopter..
Nasıl yani ikisi birden mi dedim, ağladı.. Şimdi ancak bir tanesini alabiliriz, seç hadi dedim
Uçağı seçti ama hayalinde o helikopter var şimdi ve hala..
Peki dedim eve gelince, hayalinin gerçek olması zor değil, al şimdi sen bu parayı, kutunun içinde topla, 5 tane olunca paraların helikopteri de alabilirsin..
Sabahtan bu yana paralarını sayıyor, ne hayaller kuruyor o küçücük kafasının içinde kimbilir..
Hayal kurmayı öğrendiyse, bunun için çabalamayı, biraz sabretmeyi, ya o helikopteri başka bir çocuk alırsa diye endişelenmeyi, yine de istemekten vazgeçmemeyi de öğrenmeli ama değil mi..
Çok istediğini biliyorum ve o helikopter onun olucak bunu da biliyorum..
Hayal ettiklerinin hep gerçekleşmesini diliyorum canım oğlum..
Gözlerini kapat ve iste..
Az kaldı..

Çocuk ve resim

Çocuğun kendisini ifade etmesinde resmin önemi büyük. Resim ile çocuk içsel durumunu yansıtır. Bunun yanı sıra diğer çocuklar ve yetişkinlerle ilişkilerini, sorunlarını ve bu sorunları çözüş biçimlerini yansıtır. Resimler aynı zamanda çocukların gelişimlerinin ve becerilerinin genel bir göstergesidir.
Belirli bir kas olgunluğuna eriştikten sonra her çocuk kâğıt üzerine bir takım çizgiler, şekiller çizmeye başlar. Bu etkili aracı ve dili kullanabilmek için, çocuğun gelişim özelliklerinin farkında olmak gerekiyor öncelikle. Ben elimdeki kaynaklardan derlediğim bilgileri aktarmak istiyorum. Çocuğumuzu daha yakından tanımak için..
Bence en önemli şey her çocuğun bireysel farklılığı olduğunu unutmamak. Çocuğumuzu başka çocuklarla kıyaslamamak en doğru ilk adım derim ben..

Şimdi yaşlara göre evrelere bakalım mı..

Karalama Dönemi (2–4 yaş)
İlk resimler kâğıt üzerinde gelişigüzel çizgiler şeklindedir. Çocuğun bu ilk karalamaları herhangi bir şeyi temsil etmez. Resimler daha çok oyun amaçlıdır. Genel olarak araştırmacılar bu görüşte birleşiyorlar. Çocuk bu eylemi istemli olarak tekrarlar ve zamanla şekiller farklılaşmaya başlar. Zamanla yetişkinler tarafından tanınabilecek çizgilere dönüşür.
Bazı anneler ve babalar karalama aşamasında çocuklarına yardımcı olmaya, şekillerin nasıl çizildiğini öğretmeye çalışırlar. Yanlış bir tutumdur ve duygusal kırıklığa neden olur. Çünkü karalama faaliyeti kendi başına çocuğa haz veren bir uğraştır. Annenin ve babanın yaklaşımı çok önemlidir, özellikle de çocuğuna ilgi göstermesi çok yararlıdır. Çocuğa çizme olanağı hazırlama ve malzemeyi kullanmaya cesaretlendirme şeklinde yardımlar kabul edilebilir yönlendirmelerdir.

Çocuklar için çizim yapmak yazı yazmak gibi bişey aslında. Çocukların karalama yaptığı bu ilk dönemde hareketlerine ilişkin konuşulabilir. Ancak çocuklar iş başındayken çizimlerine ilişkin tahminde bulunmak ve karışmamak en iyisi. " Yaptığın ne güzel" " Bu daireler ne hoş görnüyor " gibi cesaretlendirici konuşmalar, dil gelişimini de destekler.

Çocuklar yaptıkları karalamaları isimlendirmeye çalıştıklarında farklı sorular sorulabilir. Örneğin bu benim annem diyorsa, senin annen uzun mu, yada o seni kucağına alıyor mu gibi sorular sorulabilir. Çocuk yaptığı karalamaya ilişkin " ben yürüyorum " diyorsa örneğin, " nereye yürüyorsun " gibi sorularla çocuk cesaretlendirilebilir. Bu tür konuşmalar aynı zamanda " senin konuştuğun ve yaptığın herşeye değer veriyorum " mesajını da taşır.

Bu evrede çocukların yaptıkları yüzeyi oluşturan malzemenin mümkün olduğunca büyük boyutta olması gerekir. Büyük boyutlu yüzeyler, rahat hareket etmesini sağladığı gibi, daha özgür çalışmalarını da destekler.

Şema Öncesi Dönem (4–7 yaş)
Üç yaş çocuğu tipik yuvarlak kafa çizebilir. Genelde dört yaşlarında çocuklar tanınabilecek biçimler çizmeye başlarlar. Dört yaş çocuğu kolları ve bacakları olan çöp adam çizebilir. Ancak beş yaşında insanlar, ağaçlar, evler tanınmaya başlanır, belirgin hale gelir. Çocuk altı yaşına geldiğinde yaptığı resimlerde artık yavaş yavaş konu da vardır. 5–6 yaşlarında en sevilen konu insan figürüdür. İlerleyen her yaşla boyun, parmaklar, gözbebekleri gibi özellikler çizilebilir.
Bu dönemde çocuklar yaptıkları resimleri göstermek ve anlatmak isterler. Özellikle önem verdikleri şeyleri vurgularlar. Anneler, babalar ve öğretmenler bu aşamada çocukların resimlerinden çok şey öğrenebilirler.
5 yaş civarında çocuklar resimlerini amaçlı yaparlar; resim çizmeden önce neyin resmini yapacaklarını bilirler. Çocukların şema öncesi dönemde yaptıkları resimlerde saydamlık da vardır. Örneğin ev çizimlerinde evin içindeki eşyalarında çiziliyor olması, ev çizimlerinde evin içindeki eşyalarında çiziliyor olması, hamile olan annenin karnındaki çocuğu da çizmesi gibi. Bu tür resimlerde özellikle bellidir ki çocuk gözlerden saklı olan içeriği göstermek istemektedir.
Dört beş yaşlarındaki çocuklar genelde renk ayrımı yapmadan resmi boyarlar. Bu yaşlarda ana ve ara renkleri öğrenebilirler. Mutlu resimlerde genelde sarı renk, üzüntülü resimlerde genelde kahverengi renk daha ağırlıktadır. Unutulmamalıdır ki çocuk hangi rengi seviyorsa, resimlerde ağırlık o renge doğrudur.
Gözlemlerime dayanarak uzmanların yaptıkları açıklamalara göre: Resimlerde ağırlık kırmızı renkse iddiacılığı ve saldırganlığı temsil ediyor olabilir. Pembe, sarı, turuncu gibi sıcak renkleri seçen çocuklar sevecen, uyumlu, işbirlikçi olabilirken siyah, mavi, yeşil, kahverengi gibi soğuk renkleri seçen çocuklar, baskıcı aile ortamında yetişen, iddiacı, çekingen, güçlükle kontrol edilen, uyumsuz, gerçek duygularını bastıran çocukları temsil edebilmekte.

Şematik Dönem (7-9 yaş)
Bu dönemde artık çocuklar, yaptıkları pek çok denemeden sonra insanlar ve çevre hakkında kendilerine özgü bir görüş açısına sahip olurlar. Bu görüş açısı da resimlerine belirli şemalar şeklinde yansır. Bunlar denemeler sonucunda ulaştığı, sürekli tekrarladığı şemalardır. Bazı çocukların şemaları zengin kavramları içerirken bazılarınınki çok zayıf bir sembol olabilir. Bu farklılıkların sebepleri pek çok nedene bağlanabilmekle birlikte, çocuğun kişiliğiyle ve aktif bilgisi ile ilişkilendirilebilmektedir.
Resimler daha belirgin ve ayrıntılıdır. İlk bakışta resmin ne olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Resimler daha gerçekçidir. Resimde mekansal ilişki vardır. Çocuklar yer çizgisi kullanırlar. Yer çizgisi çocuğun kendisi ve çevresiyle olan ilişkinin boyutunu temsil eder. Bu dönemde kuşbakışı resim çizimleri ağırlıktadır.
Bu dönemde de çocuğun resimlerine eleştirici, düzeltici bir yaklaşımda bulunmak yerine çocuğun gelişim düzeyi göz önüne alınarak destekleyici bir tutum sergilemelidir.

Çocuğun Psikolojik Özelliklerini Yansıtan Resimler
Piaget; “resim yapmak çocuk için simgesel bir oyundur. Çocuğun bu oyunda ortaya koyduğu şey onun duygusal ve zihinsel hayatıyla ilgili imgelerdir. Sevinçleri, üzüntüleri, istekleri, çelişkileriyle bir iç dünyaları vardır” der.
Çocuk için resim, küçük yaşlarda sözcüklerinden daha güçlü bir anlatım biçimidir ve resimlerinde onun iç dünyasını, sevgilerini, nefretlerini, mutluluklarını ve korkularını anlayabilmek, zeka seviyesini ve gözlem gücünü görmek mümkün olmaktadır. Sözlü iletişim kurmakta güçlük çeken çocukları tanımada da önemli bir teşhis aracı olmasını sağlamaktadır. Çocuk; dünyayı kendi algıladığı biçimde görür ve bunları ifade etmeye çalışır. Yani çocuk, resim yoluyla dünyayı bize kendi açısından ve en kestirme yoldan özentisiz ve yalın bir yolla verir.

Çocuk resimlerini yorumlarken, dikkat etmemiz gereken bazı önemli noktalar var. Tek resimden yola çıkarak yapacağımız bir değerlendirme bize hatalı sonuç verebilir. Çocuğun diğer resimlerine de dikkat etmeli ve toplu bir değerlendirme yapılmalıdır. Resim değerlendirmesine başlamadan önce çocuğun genel tutum ve davranışlarını, içinde yaşadığı psikolojik sosyo-kültürel ve ekonomik durumunu, arkadaşlarıyla kardeşleriyle ilişkilerini, okul ve aile içi ilişkilerini çocuğun yaşını, cinsiyetini, ailede kaçıncı çocuk olduğunu varsa uyum ve davranış sorununun türünü, ailesinin genel özelliklerini, okul başarısını, çocuk hakkındaki genel izlenim, görünümü vb. önemli özellikleri de göz önünde bulundurmak gerek.
Zihinsel yetersizliği olan çocukların resimlerinde belirgin herhangi bir konu yoktur, plansızdır, çizimler cılız ve ilkeldir. Çoğunlukla kâğıda resim yerine çeşitli karalamalar yaparlar. Ayrıntılar bulunmaz. Ev çizdiğinde çatısı kapısı, bahçesi başka bir yere çizilir. Çocukta resimleri ters çizme sıklıkla karşılaşılıyorsa öğrenme güçlüğü çekebileceği düşünülebilir. Örneğin; ağaçların ters çizilmesi gibi.
Üstün yetenekli çocukların resimlerinde akranlarından üstün bir performans göstermeleri, farklı kavramlar arasında mantıklı ilişkiler kurabilmeleri, gelişmiş hayal gücü, çizilen figürlerin hareket halinde olabilmesi, renklerin genelde canlı olması ve kâğıdın tamamının kullanılması gibi özellikler dikkati çekmektedir.
Çocuk resminde aile bireyleri ağırlıklı olarak çiziyorsa, okul, öğrenci resmi çizmek istemiyorsa, ev ve evde mutlu çocuk resimleri çiziyorsa okul fobisi düşünülebilir.
Çizimlerin yarım olması, kâğıdın tam kullanılmaması, figürlerin çok küçük olması, bunun yanı sıra insan figürlerinde el ve ayakların çizilmemiş olması güvensizliği ve çevreye uyumda yaşanılan güçlüğü, iletişim eksikliğini, paylaşım azlığını, kendinden başka insanlarla birlikte olmamayı, bencilliği ifade etmektedir. Güvensiz çocuğun resimlerindeki çizgiler silik ve kesik kesiktir.
Hiperaktif çocukların resimlerinde taşkın ve çok renkli çizimler, çok büyük figürler görülür; gerilimli oldukları için genelde karalamayı tercih ederler ve resimleri hep yarım kalır.
Anne ve babaya aşırı yaklaşılması, zıt cinsel kimlikte çizimlerde yoğunlaşma, ev resimlerinde yatak odasının çizimi, etek giyen, çocuk emziren baba, ava giden, sakal bırakan anne figürlerinin çizilmiş olması bize cinsel kimlik karmaşası ile ilgili bazı ipuçları vermektedir.
Resimde aile üyelerinden birinin veya birkaçının eksikliği, aile fertlerini çizmeyi reddetme, ebeveyn figürlerinin olmaması parçalanmış aileyi, sevgi eksikliğini göstermekte; anne baba ve çocukların arasına nesnelerin yerleştirilmesi, aile bireylerinin arasına köprü, gökdelen evler, yol, ırmak, ağaç vs. çizilmesi, iletişim problemlerinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Anne babanın çok büyük çocuğun çok küçük veya anne babadan birinin büyük diğerinin küçük çizilmiş olması ailede baskıyı aile fertleri arasında problemin olduğunu, baskıcı ve otoriter tutumu, anne babanın çok abartılı çizimi onlara duyulan hayranlığı da temsil edebilir.
Çocukların anlatamadıkları duygularını, resimlerle ifade etmelerindeki etkenlerden en önemlisi ilgi isteğidir. Çocuğu anlamak için onunla arkadaş olunması ve bir bütün olarak çocuğun tanınması gerekmektedir. Olumlu iletişim çocuğun ruh sağlığı için çok önemlidir. Ve unutulmamalıdır ki, resim değerlendirilmesi projektif bir tekniktir. Yorumlar, yorumlayana göre değişkenlik gösterebilir.

Bugün ben çoocuklardan bunu öğrendim

Lafı dolandırmamayı öğrendim. Bugün saçların çok güzel..Güzel mi güzel işte, ben öyle görüyorum çünkü…..

Kararlı olmayı öğrendim.. Hayır ben o oyuncakla oynamak istiyorum. Tavşan değil, fare..
Hep bir seçme şansımın olduğunu öğrendim..Pastel boya mı, yoksa oyun hamuru mu.. Ben oyun hamuru istiyorum…

Tercihim beni mutlu etse de etmese de, gözüm sonra o renkli boya kalemlerinde kalsa da, benim tercihimdi işte diyip sonucuna katlanabilmeyi öğrendim..Ben istedim ve sonuç bu …

Bazen ödül olarak verilen bir parça çikolatanın çok kıymetli olduğunu öğrendim..Hımm nefisti tadı..

Bir parçacık çikolata yedikten sonra suçluluk duymamak gerektiğini öğrendim. Pilatesmiş, yürümekmiş, hikayeymiş aslında. Müziği açıyorsun, onlar zıplıyor sen daha çok zıplıyorsun..İşte olay buymuş aslında...

Yorulmak diye bişeyin olmadığını öğrendim.. Saatlerce oyun oynayabilir insan, eğer isterse..İstemezse eğer yorulmuyor, yormuyor..

İstekler ne kadar sade ve düz olursa , elde etmek o kadar kolay oluyormuş çoğu zaman..Bunu da öğrendim. Legolarla upuzun bir kule yapabilirim, hem de hiçbirini bozmadan..Hem de sadece Legolarla..

Tam bitti işte harika oldu derken birden yıkılıverirse tüm yaptıklarım, baştan başlamanın hiç o kadar da zor olmadığını öğrendim.. Bir daha deneyebilirsin, bu defa yıkılmıycak biliyorum..
Birazcık hile yapmanın kimseye bir zararının olmadığını öğrendim. Kule uzamaya başladığında çaktırmadan şu köşeden biraz desteklesem mi acaba. Bu defa yıkılmamalı..Yok yok yıkılmıycak..

Kendi kendine konuşmanın hiç de komik olmadığını öğrendim.. Bazen belki gerekli de, ne biliyim....

Aynı filmi bilmemkaçıncı defa izlediğimde, farklı şeylere gülünebiliyormuş, bunu da öğrendim..Tweety daha önce bu duvara çarpmamıştı ya, nasıl da görmemişim..

Koşulsuz da sevebiliyormuş insan eğer isterse.. Bana elindeki oyuncağı vermesen de seviyorum seni diyebiliyormuş..Hiç de zor değilmiş aslında bu..Ne güzel yine öğrendim…

Ağlamak, istediğim şeyin olmasını sağlamasa da beni rahatlatabilirmiş.. Ağlamanın sonunda sıcacık bir kol beni sarabilirmiş, bak geçti işte diyebilirmiş, biraz geç kalmış olsam da bu da öğrenilebilirmiş işte…Bu defa ağlamadan , ağlatmadan öğrendim...

İyi vakit geçirsem de , sonunda evime dönmenin beni nasıl mutlu ettiğini hatırladım günün sonunda.. Kanepem, kitaplığım, hatta çiçekli fincanım, ne güzelmiş meğer..Sevindim..

Vazgeçmek yok

Epeydir önündeki legolarla kocaman bir kule yapmaya çalışıyor.
Babası "vaz geçmek yok, pes etmek yok" demiş
Bekliyorum vazgeçer diye
I ı vazgeçmiyor.
Bir taş daha koyuyor yıkılıyor yine hepsi
En baştan bir daha deniyor
Yardım da istemiyor
Ve hiç haberdar değil dünyadaki şu olup bitenden
Olmasın da zaten
Benim "bugün hiç başlamasa da olur " dediğimi hiç duymadı bile
Çok içimden söyledim çünkü
Bu gün onun için zor başladı
Ama zafer onun görünüyor
Belki bu güne anlam katan geçerli bir sebebim olur benim de
Yıkılan parçaları üst üste koyabilirmiyim ki ben de
Değiştirebilirmiyim ki bu gidişatı
Ama vazgeçmek yok
Pes etmek hiç yok
Biliyorum...

Barış

Ben oğluma barışı öğretmek istiyorum. Yediği bir tabak pilavın ne kadar değerli olduğunu, oynadığı oyuncağın bomba değil sadece oyuncak olduğunu, pek de adil olmayan bu düzende korkusuzca nefes alabilmenin, susadığında su içebilmenin , uyandığı her sabaha bir mucizeye inanır gibi bakabilmenin ne kadar değerli olduğunu öğretmek istiyorum..
Bir gün bana "barış nedir anne" diye sorarsa , ona şu şiiri okumak istiyorum..

Barış yemek kokusudur tüten akşamleyin
Arabanın yolda durmasının korkutmadığı
Kapı çalmasının dost demek olduğu
Ve pencereyi saat başı açmanın
Renklerinin uzaktaki çanlarıyla,
Gözlerimizin bayram etmesini sağlayan
Gökyüzü demek olduğu zamandır
Barış..

Barış bir bardak süt ve bir kitaptır
Uyuyan çocuk önünde
Başaklar birbirine eğilip, işte ışık ışık dedikleri
Ve ufak çemberin ışıkla dolup taştığı zamandır
Barış...

İnsanların sıkışan elleridir barış
Dünyanın masasındaki ekmektir
Gülümsemesidir annenin
Budur yalnızca
Başka birşey değildir barış...

Şiir :Yannis Ristos
Çeviren: Özdemir İnce

Kukla

Şu katlama olayını bir hatırlasam , bir hatırlasam diye söylenip duruyordum akşam keni kendime. Çocukken ne çok yapardık bunlardan, üzerlerine de birşeyler yazardık. Ama ne yazardık.. Neyse bu sabah Emre "susam sokağı " kitabına bakarken pat diye önüme çıkıverdi nasıl yapıldığı. Yaptım hemen, çok eğlendik.

Kare şeklinde kesilen kağıt köşelerinden içe doğru katlanıyor, yine bir kare oluşuyor.Sonra o kare ters çevrilip bir kez daha köşelerinden içe doğru katlanıyor. Arkada oluşan küçük karelere parmaklarınızı geçirince kocaman ağızlı kuklalar hazır bile.

Bu kuklalar çok becerikli hem. Bugün hep oyuncaklarını topladılar, daha önce olduğu gibi ortalarda bırakmadılar hiç... Ağızları da kocaman ya, yemeklerini de hiç ayırmadan yediler. Elma bile yediler, o derece.. Babaya kapıyı açtılar, sonra çift kale maç yaptılar onunla beraber.Birazdan sütlerini içip uyumayı düşünüyorlar. Her eve lazım bu kuklalardan bence..

Sevgi mönüsü

Prof. Dr Belma Tugrul okul öncesi eğitimde benim çok sevdiğim bir isim. Cuma günü gittiğim anasınıfındaki öğrencilere ( aslında ailelerine) onun yazdığı sevgi mönülerini çoğaltıp götürüyorum. Bu mönülerden biri aşağıdaki.

Herbiri için sayfalarca yazmak isterim ben de aslında. Ama kısa yoldan onun söylediklerine bakmak istermisiniz...

Çocuklar istenmeyen davranış özellikleriyle doğmazlar.Her türlü davranışın temelinde bir öğrenme yaşantısı vardır. Çocuklar huzurlu, sakin ve anlayışın hakim olduğu ortamda büyürlerse kendilerine ve çevrelerine mutluluk vermeyi öğrenirler.Çatışmalar içinde büyürlerse saldırganlığı öğrenirler.Çocuğunuza verebileceğiniz en değerli hediye güvenli ve sevgi dolu bir ortamdır. Çocuğunuza huzur, anlayış ve sevgi dolu bir ev döşeyin.

Çocuklar hep çocuklarımız olarak kalacaktır, biz de onların ebeveynleri. Ancak hem çocuğumuzun hem de bizim değişmememizin kaçınılmazlığını düşünerek ilişkimizi yenilemememiz ve beklentilerimizi zamana gelişime göre ayarlamamamız gerekir. Çocuğunuzdaki değişimleri dikkatle izleyin. Bütün değişimle, probleme işaret değildir. Tam tersi bazı değişimler gelişimi işaret eder.

Çocuğunuzla geçirdiğiniz her an mutlu olaylar yaşamayabilirsiniz. Her şeyin yolunda gitmesi için çaba sarf etsek de bu olası değildir. Kendinizi ve çocuğunuzu yolunda gitmeyen şeylerin varlığına hazırlayın ve baş etme yolarınızı zenginleştirin.

Her zaman okuduğunuz kitap türlerinden başka bir tür kitap okumayı deneyin. Bakış açınız genişleyecektir. Aynı şekilde çocuğunuza da başka tür kitaplar alın ve okuyun.

Zaman zaman bir şey yapmadan sadece “izlemesini” isteyin. Gözlem yapmak sanıldığı gibi pasif bir iş değildir. Aktif bir eylemdir.

Çocuğunuzla beraber bazı sebzeleri, meyveleri kurutmak üzere ipe dizin. Belli aralıklarla sebzeleri kontrol etmesini ve değişimi gözlemlemesini isteyin.

Birileri kızınızın yada oğlunuzun size ne kadar çok benzediğini söylerse hatta sizin çocukluğunuzu bilen bir aile büyüğünüz “tıpkı babasının çocukluğu” derse bundan büyük mutluluk var mı?
Çocuğumuzun fiziksel olarak bize benzemesi gurur verici olabilir.Ancak çocuğunuzun davranışlarıyla, ilgileriyle, duygularıyla sizin küçük bir kopyanız olması gurur verici bir gelişim değildir.

Çocuğunuzun bireyselliğine önem verin ve özgün olması için fırsatlar yaratın. Sizden farklı düşündüğünde ya da farklı davrandığında “ bu harika bir fikir hiç aklıma gelmemişti” v.b. diyerek farklılığıyla gurur duymasını sağlayın.

Çocuklar matematikle okuldan önce karşılaşırlar. Çocuğunuza bire bir eşleştirme yapabileceği fırsatlar yaratın.Her tabağa bir bisküvi, her bardağa bir kaşık, masadaki her bir kişiye bir peçete gibi. Birebir eşleme yapma ileri matematik işlemlerinin temelidir.

Çocuğunuzun her türlü olumlu davranışlarını fark edin. Ancak sadece fark etmeniz yetmez bunu ona mutlaka söyleyin. ‘Oyuncaklarını topladığını görüyorum bu harika’!Çocuğunuza her zaman ona güvendiğinizi hissettirin. Beceremesin, yapamasın, düşersin, dökersin gibi olumsuz beklentilerinizi dile getirmeyin. Yapabileceği şeyler için cesaret Verin. Yapamayacağını düşündüğünüz şeyler için başlangıçta mutlaka yardım edin. Yavaş yavaş yardımı azaltın. Gerekmedikçe yardım etmeyin, gerekli olduğunda ise mutlaka yanında olun

Bazen kitabınız gazetenizi yüksek sesle okuyun. Okuma eylemine dikkat çekmiş olursunuz. Ailece bir kitap okuma saatiniz olsun.

Sorumluluk sahibi çocuklar ancak sorumluluk alarak yetişler. Sorumluluk verilmeyen çocuklar kendi sınırlarını öğrenemezler. Ne yapıp ne yapmayacağını ayırt edemezler. Dolayısıyla kendilerini göstermek için sağlıksız yollar seçebilirler. Kendilerini göstermenin mutlaka bir yolunu bulurlar. Ama bu yol her zaman onaylanan bir yol olmayabilir.

Çocuğunuza bir malzemenin gerçek kullanımı dışında başka kullanımların dikkatini çekin.Bu yaratıcı düşünceyi geliştireceği gibi ,geri dönüşüm fikrine de temel oluşturur.

Çocuğunuzun inatçılığını, ısrarcılığını problem olarak algılamayın. Bunun kişiliğinin gelişme sürecindeki kendi olma mücadelesinin doğal ve sağlıklı bir sonucu olduğunu düşünün. Bu nedenle zorla bir şey yaptırma konusunda ısrarcı olmayın. Bir çözüme odaklanıp kalmayın her zaman bir problemin çözümünde birçok seçeneğiniz olduğunu unutmayın.


Çocuğunuzun her zaman uslu, akıllı, kibar, saygılı, paylaşan, kurallara itaat eden bir çocuk olmasını beklemeyin. Çocuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Hatasız olmasını beklemeniz sizin ciddi bir hatanız olacaktır.

Yolda yan yana yürürken aynı anda aynı ayağınızı atarak yürümeyi teklif edin. Bu hem dikkati hem de koordinasyonu gerektiren eğlenceli bir çocuk-ebeveyn oyunudur. Arada sırada adımlarınızı değiştirin ve oyunu heyecanlandırın. Daha sonra çocuğunuzun liderliğinde siz onun adımlarını takip edin.

Sana kek yaptım

Bugün hiçbişey yapasım yoktu aslında.
Oyuncakları hiç toplamadım, nasıl olsa yine dağılıcaklar..
Dışarıya çıkmak hiç istemedim, buz pisti gibiymiş sabah caddeler..
Yemek yapmak da istemedim..
Yapmadım da, akşamdan kalan çorbayla idare edebiliriz nasılsa
Plan yazmak yapmak istediğim en son şeydi
Onu da yapmadım..
Bekleyiversinler birazcık..
Ne çok karga sesi çıkardım bugün
Yeni oyunumuz kargayla civciv oyunu
Karga da ben oluyorum haliyle..
Sabahtan bu yana gak gak gak..
Gaklayıp dururken , tatlı krizlerim de yaklaşıyorken
Kek yaptım bugün
Elmaları doğradım küp küp küp
3 yumurtayı çırptım, çırptım çırptım
Onlar şekerin etrafında döndükçe benim de başım döndü sevinçten
Bir kaşık kadar tereyağı koydum benim gibi sevinçten başı dönen yumurtaların ve şekerlerin içine
Çok fazla yağlanmasınlar istedim
Bizi de yağlandırmasınlar istedim
Belki de hiç koymayabilirdim ama neyse koymuş bulundum
İçine tarçın, ceviz, zencefil eklemeyi de unutmadım
Tam buğday unu tam bana göre, onu da koydum kabartma tozuyla birlikte
Fırından çıktı az önce , yanında da nefis çayım var
Canım Nilambara'dan tarifi
Nasıl mı, söyliyim hemen..
Ihlamur, bir kök zerdeçal( ben tozunu kullandım), bir kök zencefil,
bir kök havlıcan( bunu bulamadım şimdilik), bir çubuk tarçın,
4- karanfil, adaçayı, 1-2 dilim ayva
Bunların hepsi birlikte kaynayınca bal ve limonla da tatlandırılınca
İçme de benim yanımda yat diyorlar
Ben yanlarında yatmaya gidiyorum şimdi
Sonra da karga sesi çıkarmaya devam etmem gerekiyor
Ben yaptım siz de yapın diye yazdım bunları
Afiyet olsunnn...

Kral çıplak demek istiyorum ama

Cuma günleri staja gidiyorum . Haftada bir tam gün. Gitmeden önce yaklaşık 10-12 sayfalık plan hazırlıyorum. Psikomotor alan, sosyal duygusal alan, bilişsel alan, özbakım becerileri gibi alanlardan kazanmaları gereken davranışlar var çocukların, özenle seçiyorum onları. Sonra o hedeflere uygun etkinlikler hazırlıyorum. Mesela anadili etkinliği için akşam 6 sayfalık bir hikaye kartı boyadım. Çünkü çocuklar kitaba bakmaktansa, kukla ile yada başka görsellerle hikayeyi dinlemeyi seviyorlar. Bu dönem sadece günde 1 etkinliği ben gerçekleştiriyorum, çok da titizleniyorum bu etkinliği hazırlarken, aslında kazanmaları gereken davranışlar pek umrumda da değil. İstiyorum ki içinde olsunlar olayın..
Sonra bolca gözlemliyorum. Çocukları, esas öğretmeni. Emeklilik yaşı gelmiş ama emekli olmayı tercih etmemiş bir öğretmen bizim sınıftaki. Mesela geçen hafta neler yaşadık, raporlaştırıyım hemen.
Sabah gittiğimde çocuklar serbest zaman etkinliğindeydiler, bir hayli serbesttiller de, öğretmen diğer öğretmenlerle sohbet ederken, bir çocuğun burnu kanadı, diğerinin eline kukla sahnesi düştü, aşıldı tabi bütün bunlar, öğretmenin sohbeti bozuldu ama..
Sosyal duygusal alanları da epey gelişti diye düşünüyorum, oyuncak kavgasından galip çıkanlar sevindi, elinden kaptıranlar ağladı filan. Bu arada öğretmen dışarda kahvaltısını bitirmekle mesguldü, göremedi yazık ki ağlayanları, sevinenleri..
Sanat etkinliği yapılırken öğretmen yine yoktu, liseden staja gelen bir öğrenci yaptırdı bu etkinliği. " Hadi bakalım hayalinizdeki oyuncağı çizin kağıtlarınıza dedi " Çocuklar anlamadılar, sonra topladı kağıtları neler yaptıklarına bakmadan. Bu defa daire şeklinde kesilmiş kağıtları dağıttı. Kelebek yapacaklarını söyledi, sonra da hiç üşenmeden hepsinin yapmaya çalıştığı kelebeklere müdahele etti, onlara güvenememiş olmalı hepsini kendisi yapıştırdı kağıtlarına. Kelebeklerin süslenmesi gerekiyodu, ben dayanamadım, hiç olmazsa onlar süslesinler kelebeklerini dedim. Hoşuna gitmedi kızımızın bu fikir, çünkü faaliyetlerin hepsi, kartpostal gibi olmalıydı. Sonra veliler ne der aa, ne ayıp..
Müzik etkinliğini ben yaptırdım geçen hafta, aslında ben yine çocuklar olayın içinde olsunlar diye ritim çalışmaları yaptırmak istemiştim ama mutlaka bir şarkı öğretmeliymişim, öğrettim . Ama laf aramızda öğrettiğim şarkıda enstrüman seslerinin çıkarılması gerekiyodu, çocukları da kattım şarkının içine, davulun sesini ,kemanın sesini epey yüksek bir volümde çıkarttık ki uyarı aldık, normal sesimizle konuşmalıymışız. Aslında çok eğleniyorduk ya neyse, başka bahara dedik içimizden..
Dinlenme saati var sonra, bu saatte uyumak zorunda değiller halbuki, ya da zorunda olmamalılar. Ama ya sonra uyuyanlar şeker alır da uyumayanlar karşıdan bakarsa. Bu tehditle uyur hepsi, ya da uyuyormuş gibi yaparlar. Bu arada esas öğretmen yine yoktur ortada o da uyuyodur belki de...
Dahası da var, dahası da..
Dahalarını bile bile raporlaştırıyorum sözde sınıfta yapılanları. Ballandıra ballandıra anlatmam gerekiyor ya, buna hele hiç dayanamıyorum.. Gerçek rapor ahanda burada . Bunları okurlarsa sıfırı basarlar bana da korkarım..
Peki ben neden anlatıyorum bunları, birincisi rahatladım. Birilerine anlatmasaydım eğer karnım şişebilirdi çünkü...
İkincisi ben böyle olmak istemiyorum , unutursam bir gün ve böyle olmaya başlarsam bu yazıya bakmayı istedim çünkü.
Üçüncüsü , anlattığım bir devlet okulu. Özel bir yer olsaydı, durum çok farklı olabilirdi, bunun da içler acısı olduğunu düşünüyorum. En güvenmesi gereken yere de güvenemiycekse insan , yada sadece paranın karşılığıysa verilen hizmet. Ve insanların elindeki malzeme bir çocuksa .. Kek yaparken bile önündeki malzemeye dokunur insan. Dokunmadan, başını okşamadan, hatta öpüp koklamadan bir çocuğun nasıl hedef davranışları kazanmasını bekleyebilirsiniz ki. Buna da şaşarım...
Dördüncüsü, beşincisi diye sıralayabilirim ben sonsuza kadar ama birisi beni durdursun derim. Yosa ben burdan gidemem bilirim kendimi..

Anaokulu mu anne okulu mu

Çevremdeki herkes, sen okul öncesi öğretmenisin, neden Emreyi anaokuluna göndermiyorsun diye soruyor.
Evet inantla ve ısrarla onun Anaokuluna gitmesini istemiyorum. Çünkü;

Yaptığı resimlerdeki bulutları kırmızıyla da boyayabiliyor o şimdi, "bulut kırmızı olmaz, onu beyaz boyamalısın " demiyorum ben ona.

Minimini bir kuş şarkısını hiç öğretmedim ona. Ama tencere ve kaşıklarla harika ritmler oluşturmayı çok iyi biliyor. Ve ben ona bugün mimimini bir kuş şarkısını söylemelisin demiyorum, diyemiyorum.

Önüne konulmuş kurbağa , ördek falliyetlerinin aynısını da yapmadı şimdiye kadar. Ama benimle yaptığı harika şekilli kurabiyeler yapma deneyimin onu daha çok mutlu ettiğini biliyorum. Una ve şekere bulanarak hem de..

Hiç gülen yüz takılmadı yakasına uslu olduğu için, ya da yaramazlık yaptığında ağlayan bir yüzü hiç olmadı. Cezanın yaptırım gücünün olduğuna inanmayan bir annesi var çünkü ve yaptığı her güzel davranışın ardından da aldığı içten bir öpücük..

Fen ve doğa etkinlikleri adındaki faaliyete de katılmadı fasülyeleri pamuğa koyup , sulayıp büyümelerini seğretmek için. Ama sokakta gördüğü her hayvana dokundu, pamuğa sarılı fasülyeler yerine, toprağın içine küçük bir ağaç dikti , bahçede çapa yaptı bu etkinliği uygulamak yerine..

Serbest zaman etkinliği kunusunda da bir fikri yok henüz, varsın olmasın, onun için evdeki her zaman serbest zaman zaten.

Yaratıcı drama etkinliği de olmadı hayatında ama , annesiyle kuş sesi çıkarmayı, Bernardın yaptıklarını yapmayı çok seviyor benim oğlum. Arasıra annesinin de ördek sesi çıkarmasından çok hoşlanıyor.

Pamuk prenses ve yedi cüceler hikayesini de hikaye kitabının resimlerine bakarak dinleme şansı olmadı hiç. Çünkü annesinin hergün değişen uyduruk bir " kurnaz tilki " hikayesi var. O hikayenin kahramanı da kendisi, hem anlatıyor, hem canladırıyor her gün hikayesini..

Yemeğini üstüne dökmeme zorunluluğu da yok, her öğlen uyumak zorunda da değil hem, uyumayı geçsek de sessiz olması gerekmiyor uyumadığında... Çünkü annesinin tahammülü ve enerjisi çok sağlam, bunu çok iyi biliyor o da..

Psikomotor alandaki kazanımları sağlamak için sözel yönergeleri izleyerek ısınma hareketleri yapmayı da hiç denemedi, ne büyük kayıp. Annesi atlayarak merdivenleri inelim mi diye sorduğunda cevap bile vermeden hoplaya zıplaya iniyor aşağıya çünkü..El göz koordinasyonunu geliştirmek için barbunya ayıklıyor, mercimek ayıklıyor, bundan iyisi de can sağlığı zaten..

Özbakım becerilerini geliştirirken yiyecek ve içecekleri ayrım yapmadan yer içer kazanımını sağlamak onun için hiç zor olmadı, çünkü annesi harika yemekler yapıyor. Kerevizi sevmiyorsa da büyümek için yemek zorunda olduğu hissine hiç kapılmıyor. Çünkü annesi biliyor ki kereviz yemezse, ıspanağı çok sevdiği için o açığı kapatabilir.

Sosyal duygusal alanını geliştirmek adına grup etkinliklerinin kurallarına uymayı parklarda ve bahçelerde deneme yanılma yaparak öğrendi. Kaydırağa binerken sırasını beklemeyi biliyor anaokuluna gitmemiş olsa da.

Estetik özellikler taşıyan ürünler sergileyebilmek adına özgün şarkı denemeleri yapıyor zaten. Dean Martin 'in That's Amor şarkısını çok özgün bir şekilde söylüyor çok ciddiyim..

Sadece annesini ve babasını gülümsetmek için , minicik bedeniyle haftalarca yıl sonu gösterisi denen saçma şey için yorulmak, çizilmiş bir dairenin dışına taşmamak için ciddi bir efor sarfetmek zorunda da kalmadı. Çünkü bizim evde her gün gösteri zamanı...

İşte buna benzer birsürü sebep yüzünden onu anaokuluna göndermedim ben . Önümüzdeki yıl okul öncesi eğitim zorunlu olucak. İkimiz de zorunlu olarak anaokuluna gitmek zorunda kalıcaz. Ben öğretmen olarak , o da öğrenci olarak..Ama diliyorum ki, o gelecek yıl da bulutları istediği renkte boyayabileceği, pamukta değil de toprakta bitkiler yetiştirebileceği bir ortamda olur. Bunu gerçekten tüm kalbimle istiyorum.

Çalış-ma


Gece gündüz durmadan çalışıyorum. Bir yandan Öğrenme psikolojisi , diğer yandan önümüzdeki hafta başlayacak olan staj hazırlıkları... Çok feci bir 6 ay var önümde ve iyi dileklerinize çok ihtiyacım var. Çalışırken reader açık yeni bir yazı düştüğünde benim için küçük bir kaçamak oluyor yazdıklarınızı okumak. Kim ne yazdıysa hemen öğreniyorum bu çok güzel. Sanki çalışmanın ortasında bana kahve molasına geliyosunuz gibi.

Biraz da gerginim sanırım, yetişme, yetiştirme telaşıyla birlikte. Emre geldi yanıma az önce, bütün salon oyuncak bahçesi gibi, benim kızacağımı sandı ve " Anne şimdi çok tatlı olucaksın dimi " diye sordu. Bu çocuk politik olmayı nasıl öğrendi , ne zaman öğrendi bilemedim. Haberleri de seğretmiyor üstelik.
Anne yine tatlı oğlum ama çok işi var bugünlerde ve senin bunu anlamanı bekliyor. Sonra yine bütün zamanlar bizim olucak söz...
Arşivimi karıştırdım bu sabah, çocuklarla neler yapabiliriz amacıyla. Bir kaç güzel şey buldum, belki sen de yapmak istersin diye buraya da ekliyim dedim.

Puf boya da şöyle hazırlanıyor : 1 yemek kaşığı un, 1 yemek kaşığı tuz, yarım paket kabartma tozu,azıcık su istenilen renklerde gıda boyası..hepsini karıştırıp tortu kalmayacak krep kıvamında bir hamur yapıyoruz.Fırına gireceği için kalın kağıt yada kartonun üzerinde istediğimiz şekillerde fırça ile boyamalar ve süslemeler yapıyoruz. (biraz bolca olursa daha güzel olyor) Fırında yada mikrodalgada çok az mesela 1 dk gibi süre kabarana kadar ısıya maruz bırakıyoruz . Tost makinesi de bu işi görebilir.

Öpmek taklit sayılmaz ki

O gülüyor , ben de gülüyorum, tüm kalbimle ve tüm organlarımla hatta..
O yemeğini yiyor, ben de yiyorum, o doymazsa ben de doyamıyorum..O koşuyor, ben de koşuyorum, onunla birlikte koşmayı çok seviyorum..O şarkı söylüyor, ben de şarkı söylüyorum. Söylemeden duramıyorum, elimde değil..O öksürüyor, ben de öksürüyorum. Sanki ikimizin boğazları arasında bir köprü var ve öksürük ordan buraya geçebiliyor..O ağlıyor, ben de ağlıyorum, onun canının acımasına hiç dayanamıyorum.O eğleniyor, ben de eğleniyorum, eğlenen bizsek eğer tadımızdan da yenmeziz hani bunu biliyorum..O uyuyor, ben de ancak o zaman uyuyabiliyorum..O uyanıyor, ben de mecburen uyanıyorum..O sarılıyor, ben zaten ona sarılmadan duramıyorum..O öpüyor, ben de onu öpüyorum..
O çikolatayı seviyor, ben de çikolatayı seviyorum..
O süt içiyor, ben kahve içiyorum..
O pencereden dışarısını izliyordu bu sabah, ben de izledim. O çatıdaki kedileri gördü, bense bacalardan çıkan kirli dumanları..
O ne güzel dedi, ben ne kötü..
Birbirimizi taklit etsek de aynı yere bakıp farklı şeyleri de görebiliyoruz ya...Bunu seviyorum sanırım..

Nemoyu da severim

Ben bütün koltuklara pudra şekeriyle kar yağdırsam, Emre hiç sesini çıkarmazdı, hatta hoşuna bile giderdi bu durum eminim..

Banyo yaparken gözüme kaçan şampuanla ağlasam, eminim o gözümü üflemeye çalışırdı, neden ağlıyosun şimdi demek yerine..

Pişirdiği tavuğu yemek istemesem , zorla ağzıma tıkıştırmaya çalışmazdı biliyorum.Nemo benim arkadaşım desem, balık da yedirmeye çalışmazdı zorla...Tercihlerime saygı duyardı..

Sabahın altı buçuğunda uyansam ve yanına gidip onu uyandırsam, kesin popsunu çevirip uyumaya devam ederdi..

Çok sevdiğim çizgi filmi bütün gün döndürüp döndürüp izlesem , kapat artık şunu demezdi,gider oyuncaklarıyla oynardı, keyfimi bozmak istemezdi..

Dışarı çıktığımızda onu da istiyorum, şunu da alalım diye mızırdansam, eminim ki o da benim gibi yapardı. İstediğin cd yi aldık, sonrakiler bidahaki sefere...

Ona küssem, artık oynamıyorum desem, kesin gelip yanağıma bir öpücük kondururdu...
Oyuncağımı başkasıyla paylaşmak istemezem, arkadaşım için başka bir oyuncak bulurdu, beni kandırmaya çalışırdı kesin...

Birileri zorla burnumu temizlemeye çalışsa, ağlamama çok üzülürdü,ama yine de işini bitirmeye çalışırdı sanırım..

Benimle konuşurken boyuma yetişmek için, gözgöze gelebilmek için sandalyenin üzerine çıkardı. Gözgöze olmanın ne kadar önemli olduğunu biliyor benim oğlum...
Peki ama ben Emre olsaydım.....
Nemoyu ben de izlediğimde, onun arkadaşım olduğunu düşünebilir ve bir daha balık yemek istemeyebilirdim.
Garanti pudra şekeri bulduğumda koltukların üzerine serperdim, çok da eğlenirdim biliyorum.
Ona buna ağlardım sebepsiz, bunu da biliyorum...
Oyuncağımı ben de paylaşmak istemezdim. O bana ait çünkü , benim..
Annem çalışıyorum , işim var dese umursamaz benimle oynamasını isterdim, hem de ısrarla...
Çok sevdiysem bir filmi 100 kere bile izlesem sıkılmazdım, bu da kesin böyle.
Dışarıya çıksam, her gördüğümden isterdim, para nedir, nasıl kazanılır bilmiyorum ki henüz...
Sabahın köründe uyansam, eminim ki yatakta yalnız başıma olmaktansa, annemin kokusunu duymayı tercih ederdim. Mutlaka yapardım bunu..

melek olmak istiyorum

Karar verdim , melek olmak istiyorum. Böyle bir adaylık var mı . Yada varsa bunu bilen birileri..
Anladım ki anne olmak akla zarar bişey çünkü...
Bugün yine sıradan bir gündü. Yada öyle başladı diyelim. Kikirdemeler, günü programlamalar derken, bir de park gezintisi yapalım dedik anne oğul. Bir anlamda yaza veda partilerinin sondan 100 üncüsü filan. Elmalı kurabiyelerimizi aldık, termosumuza kahvemizi doldurduk neşelice çıktık yola. Yolun yarısına gelmeden ve daha ne olduğunu anlamadan küt diye bir ses ve çok fena bir düşüş yaşadık. İlk şokun ardından kanayan , moraran bir yer var mı diye kontrol ettim ama , o çoktan unutmuş hatta şimdi mışıl mışıl uyuyor olsa da , ben türlü paranoyalar yaşıyorum yine. Acaba o zaman şişmedi başı ama daha sonra şişer mi, çok fazla ağlamadı ama ya iç kanama falan olduysa. Odasına gidip 5 dakikada bir kontrol ediyorum ve beynimdeki senaryoları uzaklaştırmanın yollarını arıyorum, yoksa bu gece uyku falan yok bana biliyorum. Anneyim ve deliyim işte...
Birileri bana melek seçimlerinin başladığını, benim de aday olabileceğimi söylesin lütfen...

20 bile çok geç..

Evet evet annelik eğitimi için 20 bile çok geç.. Daha 15 inde falan başlanmalı. Çocuklar için 7 çok geç diyorlar ama ya onları yetiştirenler, onlar eğitimsiz olursa çocukları eğitmenin ne anlamı var ki...

Kızdım yine, yine öfkelendim. Ama nutkum tutuldu, hiçbirşey yapamadım..

Efendim güneşi görünce kendimiz parka atıveriyoruz Emreyle. Bu gün de öyle yaptık, en hakiki son D vitaminlerini toplıyalım istedik. Parka gittik yine. Birkaç çocuk, birkaç anne. Annelerden biri yüzünü asmış, , sürekli gözleri oğlunun üzerinde. Tanrım nasıl bir bağırmadır o, nasıl bir tartaklamadır küçücük çocuğu.. Çocuğun tek yaptığıysa havuzun yanına gidip sadece balıklara bakmak istemek. Yavrum büyük bir ihtimalle annesinin neden bağırdığını, kendisini neden tartakladığını anlayamadı bile. Ben çok iyi anladım ama. Büyük bir ihtimalle hatun eşiyle kavga etmiş ve acısını o minicik yavrudan çıkarıyor. Ve sanırım ki bunu hep yapıyor. Küçücük meleğe "oraya gitme, gebertirim seni " diyor kadın. Çocuğun yüzünde ürkek bir ifade..

Akademik bilgi olarak okulda öğrendiğim en iyi şeylerden biri " yapamayacağın şeyi çocuğa söylemeyeceksin " bilgisiydi.

Seni polise veriririm, veirirmisin peki , hayır, öyleyse söyleme öyle

Ayaklarını kırarım senin, kırabilirmisin, hayır, öyle de deme

Yemeğini yersen sana istediğin oyuncağı alırım, alıcak mısın peki, eğer cevabın hayırsa, sakın yapma bunu bidaha...

Evet varlar ve öyle çoklar ki, ve onların büyüttüğü çocuklar beni öyle endişelendiriyor ki..

Emre de şaşkın şaşkın baktı parktaki anne ve çocuğa, korktu sanırım. Onların yanına yaklaşmadı bir daha. Sonra da bağırmalar yerini vurmaya kadar götürünce, orayı terk etmek istedim hemen, kaçmak istedim. Sustum sadece kaçarken ,hiçbişey söylemedim,söyleyemedim....

Az önce Emre mutfaktan beni çağırıyor. Ama nasıl biliyormusunuz "gel dedim sana burayaaaa" Diğer çocuk için elimden bişey gelmiyor ama, oğluma yaşadığı bu günü unutturmalıyım. Biraz mısır vardı evde , patlatsam şimdi, en sevdiği çizgi filmi açsak, birlikte seğretsek, uyurken ona uyduruk "kurnaz tilki " masalımızı anlatsam, unuturmu acaba bugün gördüklerini. Umarım unutur..

Gözüm, kulağım , ağzım, en iyi arkadaşım

Benim sihirli bir gözlüğüm var, görmediklerimi görmemi sağlayan, bulutlardan oluşan resimleri gösteren, zamanın nasıl geçtiğini unutturan, saate hiç baktırmayan...

Harika bir burnum var , kokularından çiçeklerin bulunduğu yere doğru yönelmemi sağlayan... Öğrettiğim çiçeklerin adlarını ve kokularını unutmayan, unutturmayan..

Mükemmel kulaklarım var, yarım yamalak söylenen şarkılara gülümsememi sağlayan, susmak bilmeyen ve hep söylenen şarkıları duymamı sağlayan...

Öyle bir ağzım var ki , sesimin tonunun bile hep neşeli çıkmasını önemseyen, beni hep gülümseten...

Mükkemel bir hafızaya sahip beynim var bi de , ben unutsam da spor yapmam gerektiğini unutturmayan, yaşadığımız her güzel anı hafızaya alan...

Unutmadan çok iyi bir partnerim var "Anne hadi çaça yapalım " diyen , nerden öğrendiyse hareketlerini benden iyi kıvıran , akşam akşam bu güzel dansla ayaklarımı yerden kesen...
Bir ve iki ve üç ve ça ça ça...

Bir anne kuş bir yavru kuş bir gün

Parmaklarımızla biçok şeyi yapabiliriz. Resim yaparız, yemek yaparız, kalem tutarız, biçok şeyi yapabiliriz onlarla. Peki oyun oynayabilirmiyiz. Evet hem de bütün bir gün.... Benim 5 parmağım birleşince anne kuş, Emreninkiler birleşince de yavru kuş olabilir. Hem de heryerde bizimledir bu kuşlar. Bazen bu oyuna baba kuş da katılır. Yavrukuş anne kuşa gelir " hadi parka gidelim " der. Parka giderler, kaydıraktan kayarlar, salıncağa bile binebilirler. Dışarıda hava soğukmuş, yağmur yağabilirmiş ne gam.. Onlar sıcacık yuvalarında istedikleri her şeyi yapabilirler ki...Karınları acıkınca yemek yerler. Alışveriş yaparlar, oyuncaklarını toplarlar, kuşlar ne yaparsa yapabilirler işte. İsterlerse uçabilirler bile. Neden olmasın...
Yavrukuşa kalsa bu oyun hiç bitmeyebilir ama anne kuş yorulmuştur artık. Parmakları tuşlara bile dokunmaya zorlanır. Kuş ailesi uyumalıdır artık....

Duvarlar ve akıl

Ben duvarları sevmiyorum. Sanki örülen duvarlar ruhumu karartıyor. Hafta sonu evimiz minik bir operasyon geçirdi. Mufak ve salon arasındaki duvar yıkıldı, şimdi mutfak ve salon içiçe, aralarında duvar yok, onlar özgür, ben rahat. Nasıl ferahladım şimdi. İki gündür yorgunluktan ellerim tutmuyor sanki ama ruhuma iyi geldi bu değişiklik...

Bu arada çocuklardan hergün bişeyler öğrenmek mümkün. Ben de bu gün öğrendim ki eğer elinizde istediğiniz şey yoksa, hayal gücünüzü çalıştırarak alternatifini koyabilirsiniz yerine. Mesela oyuncak arabanız kaybolduysa gemi araba olabililir kısa bir süreliğine. Ya da r harfini bulamıyorsunuz oyun haflerinizin içinde "j "yi ters çevirdiniz mi alın size "r" harfi... Hayat bu kadar kolay belki de ve ben bunu bugün oğlumdan öğrendim.

Duvarlar kırılırken zemine yaydığım eski gazetelerden birinde okudum. Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri soruyor“Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?”Doktor“Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?”Adam:“ Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük." diyor.“Hayır”, diyor doktor. “Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.”
Ve yazının altında minik bir not :"Akıl sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır. "

Şimdi ben nasıl ye şu tavuğu oğlum derim

Tavukların arkadaşı olduğunu zanneden bir çocuğa tavuk ye diye ısrar edilir mi? Ye şunu oğlum dediğimde "Ama hayvanlar bizim dostlarımızdır" derse eğer ne yapılır? Protein almalısın, bak bu çok vitaminli diye tekrarlarsa anne ve çocuk" hiç dostunu yermi insan" diye cevap verirse ne denir ki. Ve sanırım balıkların da arkadaşları olduğunu düşünüyor bizimki ve onları da çok seviyor , Nemo'yu da asla midesine indiremiycek gibi görünüyor. Bu durumda da söylenecek söz bitiyor benim için...

Çocuklu yaşama hazırmısınız

1-) Köşe başındaki süpermarkete gidin. Hiçbir şey satın almadan kasaya yönelin ve cebinizdeki bütün parayı kasiyere verin. Daha sonrada yandaki eczaneye gidin kredi kartı ile ilaçlar alın. Akşam saat 17:00 ile 22.00 arasında elinizde yaklaşık 4 kg. ağırlık taşıyarak sürekli ev içinde volta atın. Saat 22.00'de ağırlığı yatağa bırakın. Saati 24.00'e kurun ve yatın uyuyun. Saat tam 24.00'de kalkın.4 kg. ağırlığı tekrar elinize alın ve saat 01.00'e kadar evin içinde dolaşın. Ağırlığı tekrar yatağa koyun. Saatin alarmını 03.00'e kurun. Yatın. Uyuyamayacağınız için tekrar kalkın; bu kez elinizde ağırlık olmadan evin içinde dolanıp durun. Koltukta kendinizden geçin.03.00'te çalan alarm ile fırlayın, 15 dakikalık uykunun sersemliği ile yatağa yönelin, ağırlığı elinize alın. Saat 04.00'e kadar elinizde ağırlık varken karanlıkta dolanın ve bu arada yüksek sesle çocuk şarkıları, ninniler söyleyin. Kendinizden geçerek bir süre daha uyuyun. Böylece toplam uyku miktarınızı 45 dakikaya yükseltin. Kahvaltıyı hazırlayın. Güleryüzlü olun ve bunları 5 yıl boyunca her gece tekrarlayın.

2-) Eve canlı bir ahtapot getirin...5 yıl boyunca düzenli bir biçimde her sabah onu giydirmeye çalışın. Ayrıca ahtapotu bir çuvala, hiçbir kolu dışarda kalmayacak şekilde, en kısa zamanda sokmanın provasını yapın.

3-) Bir kavun alın. Kavunun üstünde bir delik açın. Kavunu uzunca bir iple tavana asıp, sallayın. Kavun sağdan sola sallanırken, bir kaşık sıcak su alın,.sallanan kavunda daha önce açmış olduğunuz deliğe,yere dökmeden sokmağa çalışın.

4-) Ağzınızdan çıkan her cümleyi en az beş kez daha tekrarlayarak konuşmaya alışın. Bunu bir yaşam biçimi haline getirin.

5-) Dışarıya çıkmak için giyinin. Banyonun kapısı önünde tam tamına yarım saat bekleyin. Aşağıya inin. Kapının önünde beş dakika bekleyin. Sonra tekrar eve dönün.Tekrar dışarıya çıkın. Evin önündeki yolda yürümeye başlayın. çok ama çok yavaş yürüyün. Yürürken de yerde gördüğünüz her sigara izmaritini, cikleti, kirli kağıdı,mendili, karıncayı dikkatle ve uzun uzun seyredin. Aniden "yeter artık senden çektiğim" diye avazınız çıktığı kadar bağırın. Eve geri dönün. Her gün böyle yürüyüşler yapın.

6-) Süpermarkete gidin.Yanınıza da orta büyüklükte bir keçi alın: Süpermarkete girince keçiyi serbest bırakın.Daha sonra da keçinin içerde kırıp, tahrip ettiği her şeyin parasını sorgusuz sualsiz peki deyip ödeyin.

7-) Evdeki koltuklara tereyağı bulayın. Perdelere de reçel bulaştırın.

8-) Mutfakta pişmekte olan bir adet balığı çalın ve onu misafir odasında bir yere saklayın. Balığın odada 5 ay kimse tarafından bulunmadan kalmasını sağlayın.

9-)Evdeki yeni sulanmış çiçeklere elinizi sokun ve aldığınız çamurlar ile temiz duvarlar üzerinde figürler yaratın.



Kaynağını bilemiyorum ama bu yazı Hatıra Defterimin içindeydi. Ben hamileyken çok cesurca söylemleri olan eşime bir arkadaşım tarafından verilmişti.

İzleyiciler